“Sevda”mız, Kızıl’ımız

27

Metin Kalfa’nın bu yazısı Fabrika’nın 63. sayısında Sevda Ergin yoldaşın vefatı üzerine kaleme alındı…

Her insanın hayatında ömrünün sonuna kadar unutamayacağı üzücü anlar vardır. Sevda yoldaşımızın hastalığını öğrendiğimiz an, teda- vi sürecinde umutlarımızın kaybolduğu günler ve nihayetinde yaşamını yitirdiği gün, benim için ömrümün sonuna kadar unutamayacağım, her hatırladığımda yüreğimin büyük bir acıyla sızlayacağı anlar olarak kalacak. Sevda’yı yitirişimiz, benim kuşağım için, Haldun ve Kazım’dan sonra üçüncü kaybımız. Artık yaşam bize bu acıları da öğretmiş oldu.

O’nunla ilk olarak 1990 yılında, bizler için çok büyük önemi olan bir toplantıda tanıştık. İktidar Yolu çevresi olarak Hedef çevresi ile çalışmalarımızı birleştirme süreci yaşıyorduk ve Sevda bu sürece Hedef çevresinden gelen bir arkadaşımız olarak katılıyordu. Toplantıya Ankara’dan gelmişti, bütün geceyi yolda uyku- suz geçirmişti ve açıkçası toplantıda fazlaca katılımcı olamamıştı. Ama ilerleyen dönemde O’nu pratik çalışma içinde daha iyi tanıdık. Son derece etkindi, örgütçüydü ve militandı. Hedef çevresi, birlik sürecinden Birlik Deklarasyonu ile kayıt altına alınan ilkelere ters düşerek ayrıldığında O, birlik zemininde kaldı. Açıkcası Sevda, İktidar Yolcular açısından, Hedef çevresi ile yürütülen birlik çalışmalarından elde edilen en büyük kazanım oldu.

Sonrasında Ankara çalışmasının toparlanmasında, yeniden organizasyonunda ve büyütülmesinde öncülük eden yoldaşlarımızdan biriydi. O artık bizim Ankara’daki Kızıl’ımızdı. O dönemde yayına başlayan fabrika dergisinin Ankara’da iyi bir okur taba- nı oluşturmasını Sevda’nın da öncülerinden olduğu Ankara grubumuzun müthiş çalışkan- lığı sağlamıştı. Halkevlerinde, sol çevrelerle oluşturulan birlikte iş yapma platformlarında Sevda sözcülerimizden biriydi. Çalışmalarında disiplini, kararlılığı ve sağduyusuyla kendini gösteren Sevda’mız, aynı zamanda hümanizmasıyla, dostluğuyla ve dayanışmacılığıyla da Ankara’nın sol çevrelerinde sevilen bir kişi olmuştu.

Fabrika’nın Kürt hareketiyle dayanışma politikası çerçevesinde, Sevda da Özgür Gündem’in Ankara ofisinde çalıştı. Bu süreç ten hem O çok şey öğrendi, hem de bize öğretti. Daha sonra görev O’nu İstanbul’a çağırdı. Çevremizin İstanbul çalışmalarında O’na ihtiyacı vardı ve O hiç tereddüt etmeden yeni bir yaşam kurmayı göze alarak İstanbul’a geldi. Fabrika dergisinin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü üstlendi. O’nun bu kararlı ve militan tavrı, hala örnek olmaya devam eden bir tavır olmalıdır.

Bir önemli özelliği de, hep iyimser olma- sıydı. En kötü siyasi durumlarda bile O, büyük bir sakinlikle hareket eder, çıkış yolu ararken bu sakinliği ve iyimserliği ile bizlere moral vermeye çalışırdı. Vefatından iki gün önce ben İstanbul dışındaydım. O ise Almanya’dan gelmişti ve bacaklarındaki şişlik inene kadar arkadaşlarıyla görüşmeme kararı almıştı. Bunun nedeni, bizlerin O’nu bu halde görmemiz durumunda moralimizin bozulacağı düşüncesiydi. Kendisi yaşam mücadelesi verirken bile bizleri düşünüyordu. Beni cep telefonumdan aradı. Almanya’dan döndüğünü, bir miktar sıkıntısı olduğunu, küçük bir operasyona ihtiyaç duyulduğunu ve bunun için hastaneye gideceğini bildirdi. Ama iyiyim dedi; Almanya’daki tedaviden umutlu gelmişti. Beni daha önce arayıp geldiğini neden haber vermediğini açıkladı. Bizlerle görüşmeden önce kendisini biraz daha toparlamak istiyordu. Her zamanki inceliğiyle, gene bizi düşünerek konuşuyordu. Bu konuşma O’nunla yaptığım son konuşma oldu.

Yaşamını son derece alçakgönüllü ve inandığı görüşler için yaşayan; arkadaşlarıyla, yoldaşlarıyla, kardeşleriyle dayanışmayı eksik etmeyen; dünya güzeli; büyük dost ve canımız bir yoldaşımızı kaybettik. Ne söylesek, ne yazsak hepsi boş. Hiçbiri acımızı ifade etmeye yetmez…

TEILEN