SSCB’de Sağlık Sistemi

34

Eleştirel Sağlık Sosyolojisi Sözlüğü’nde yayınlanan bu makaleyi okumanız dileğiyle yayınlıyoruz.

İlk sosyalist devrimin yaşandığı SSCB’de, sağlık alanında atılan ilk resmi adım 26 Ekim 1917’de Leningrad Askeri Devrim Komitesi’ne bağlı her tren istasyonunda inşa edilen Sağlık Sanitasyon Bölümü’nün kurulmasıdır. Amaç, savaşta yaralanan askerlere ilk müdahalenin yapılmasıdır. Savaşın sona ermesiyle birlikte, sağlık hizmetleri geniş çapta yeniden ele alınmıştır. Sosyalist Anayasası’nın 120. maddesine göre, “Sovyet insanı, hastalık ve / veya sakatlık durumlarında tüm yaşamı boyunca sağlığının korunması hakkına sahiptir. Bu hak sosyal güvenlik sistemiyle, sağlık hizmetlerinin parasız verilmesiyle ve herkesin ulaşabileceği sağlık kurumlarının kurulmasıyla garanti altına alınır. Toplumun sağlığının korunması SSCB devletinin temel sorumluluğu ve görevidir.” 10 Haziran 1918’de Doktor Semaşko’nun Sağlık Bakanı olduğunu ilan eden Lenin, 1920 yılında SSCB’deki sosyalist sağlık sisteminin amacını şu

(SSCB’nin ilk Sağlık Bakanı Nikolay Semaşko anısına basılan pul)

şekilde ifade etmiştir : “İşçiler ve bilim adamları arasında en önemli iş birliği konusu, yoksulluğun hastalığın ve kirliliğin ortadan kaldırılmasıdır ve bu sağlanacaktır.” Semaşko ise 1926 yılında “Sovyet Tıbbının Kuruluşu” isimli makalesinde Sovyet sağlık sisteminin en temel özelliğini şu şekilde açıklamıştır: “Sosyalist Rusya’nın sloganı herkese sağlıktır.” Sağlık hizmetlerinin özelliğini ise kısaca şu şekilde ifade etmiştir: “Sağlık hizmetlerinin ulusallaşması -kamusallaşması- sadece tüm özel hastanelerin, hekim muayenehanelerinin kapanması ve özel uygulamaların olmaması anlamına gelmemelidir. Bunların yanında sağlık hizmetlerinin parasız olması, sağlık emekçilerinin nitelikli olması ve eşit dağılımla istihdam edilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelenmesi ve ulaşılabilir olması gerekir. Bu özellikler komünist sağlığın en temel özellikleridir.”

(1959 tarihli Sovyet Halk Sağlığı Afişi: Sinekler enfeksiyon kaynağıdır)

Bu ilkeler çerçevesinde, devrimin hemen sonrasında, kapitalist sistemin sınırlı sayıdaki tüm sağlık kurumları ya kapatılmış ya da eczaneler de dahil olmak üzere kamulaştırılmıştır. Aşılama zorunlu bir hizmet olmuştur. Devrimden sonra ilk iki yıl içinde, kanalizasyon gibi altyapı hizmetleri tamamlanmış, hamamlar yaptırılmıştır. Sağlıklı konutlar kurulmaya başlamış, konutların yakınına kreş, ana okulu ve devlet gıda mağazaları açılmıştır. Bu hizmetlerin denetimi ve sürekli sunulması için kırsal yerleşim yerleri de dahil sanitasyon denetim birimleri kurulmuştur. Ulusal bir sağlık kayıt sistemi oluşturulmuş, 1917’den beri sağlık hizmetleri kayıt altına alınmıştır. 1920 yılında bünyesinde Sanitasyon ve Hijyen Enstitüsü, Mikrobiyoloji Enstitüsü, Beslenme Fizyoloji Enstitüsü, Biyokimya Enstitüsü ve Verem Enstitüsü bulunan Halk Sağlığı Hizmetleri Enstitüsü kurulmuştur.

(Tüberkülozu yenmenin yolu sağlıklı çalışma ortamıdır- Sovyet Halk Sağlığı Afişi 1930)

Sağlık hizmetlerinin planlanması genel ekonomik planla birlikte yürütülmüştür. Planlar beş yılda bir yapılmıştır. Sağlık planı için, her bir sağlık bölümü hizmet sunduğu bölgenin ekonomik, toplumsal ve sağlık tablosunu ortaya koyar. Öncelikli üretim alanları, çalışan nüfusu yapısı, nüfusun demografik özellikleri bebek ölüm hızları, genel ölüm hızı, hastalık hızı, kamu kurumlarının ve evlerin temizlik durumu, genel beslenme durumu gibi özelliklerin mevcut durumu sayısal verilerle değerlendirilir. Daha sonra mevcut durum üzerinden ihtiyaçlar saptanarak rapor bir üst sağlık kurumuna gönderilir ve Sağlık Bakanlığı düzeyinde merkezi bir planlama yapılırdı. En son olarak plan, Sağlık Bakanlığı tarafından Gosplan’a (Devlet Planlama Komitesi) gönderilir ve burada onaylanırdı.

Devrimin ilk gününden yaklaşık ilk beş yıllık plana kadar (1928) yoğun olarak bulaşıcı hastalıklarla mücadele edilmiş, sağlık alanında öncelikleri belirleyen teknikler üzerinde durulmuş, 18 Aralık 1929’da Bolşevik Partisi, İşçi ve Köylülerin Sağlık Durumu ve Sağlık Hizmetleri başlıklı tarihsel bir değerlendirme yaparak, sağlık sorunlarının önceliklerini somut olarak ortaya koymuştur. Ayrıca sağlık emekçilerinin eşit dağılımı sağlanmış, dispanserler ve anne-çocuk evlerinin sayısı iki kat artmıştır. Daha çok kronik hastalıklara ve / veya sağlık kurumlarına gidemeyecek kadar durumu kötü olan hasta ve sakatlara yönelik olarak hekim ve hemşire tarafından parasız evde hasta bakımı sağlanmıştır.

Sağlık hizmetlerinin planlanması genel ekonomik planla birlikte yürütülmüştür. Planlar beş yılda bir yapılmıştır. Sağlık planı için, her bir sağlık bölümü hizmet sunduğu bölgenin ekonomik, toplumsal ve sağlık tablosunu ortaya koyar. Öncelikli üretim alanları, çalışan nüfusu yapısı, nüfusun demografik özellikleri bebek ölüm hızları, genel ölüm hızı, hastalık hızı, kamu kurumlarının ve evlerin temizlik durumu, genel beslenme durumu gibi özelliklerin mevcut durumu sayısal verilerle değerlendirilir. Daha sonra mevcut durum üzerinden ihtiyaçlar saptanarak rapor bir üst sağlık kurumuna gönderilir ve Sağlık Bakanlığı düzeyinde merkezi bir planlama yapılırdı. En son olarak plan, Sağlık Bakanlığı tarafından Gosplan’a (Devlet Planlama Komitesi) gönderilir ve burada onaylanırdı.

Devrimin ilk gününden yaklaşık ilk beş yıllık plana kadar (1928) yoğun olarak bulaşıcı hastalıklarla mücadele edilmiş, sağlık alanında öncelikleri belirleyen teknikler üzerinde durulmuş, 18 Aralık 1929’da Bolşevik Partisi, İşçi ve Köylülerin Sağlık Durumu ve Sağlık Hizmetleri başlıklı tarihsel bir değerlendirme yaparak, sağlık sorunlarının önceliklerini somut olarak ortaya koymuştur. Ayrıca sağlık emekçilerinin eşit dağılımı sağlanmış, dispanserler ve anne-çocuk evlerinin sayısı iki kat artmıştır. Daha çok kronik hastalıklara ve / veya sağlık kurumlarına gidemeyecek kadar durumu kötü olan hasta ve sakatlara yönelik olarak hekim ve hemşire tarafından parasız evde hasta bakımı sağlanmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında savaş yaralarını en aza indirmek, tetanos ve gangreni önlemek amacıyla yeni tedavi teknikleri geliştirilmiş, o güne kadar görülmemiş bir biçimde kan transfüzyonları (kan nakli), sülfanamid tedavisi (enfeksiyon tedavisinde kullanılan bir tür anti biyotik) geniş çapta vitamin yetersizliğini önleme çalışmaları yürütülmüştür. Savaş sonunda 4. Beş Yıllık kalkınma planında sağlık hizmetlerinin savaş öncesi dönem ve hatta daha iyi koşullara kavuşması için savaşta viran olmuş sağlık kurumları tekrar inşa edilmiştir. Sağlık emekçilerinin niteliğinin arttırılması için eğitim müfredat programları tekrar gözden geçirilmiştir. Savaş sonrası bilimsel araştırmalar arttırılarak, 400 tıp ve bilimsel araştırma enstitüsü açılmıştır. Dünyadaki ilk kan transfüzyon enstitüsü Moskova’da kurulmuştur.

Sağlık eğitimi, sağlık hizmetlerinin her aşamasında en önemli araçlardan birisi olmuştur. Eğitim konuları merkezi düzeyde işçiler ile birlikte belirlenerek yaşama geçirilmiştir. Sağlık eğitimi yapmak sadece sağlık emekçilerinin değil, Kızıl Ordu’nun görevleri arasında sayılmıştır. 1920 yılında yaklaşık dört bin Kızıl Ordu mensubu hijyen üzerine konferans ve ders vermiş, 1919-1920 yılları arasında bu konu ile ilgili elli bin poster ve kitapçık dağıtmıştır.

(Çamur ölümün sadık dostudur-Sovyet halk sağlığı afişi 1920)

1918 yılında dünyada eşi benzeri olmayan bir sağlık örgütlenmesi kurulmuş; toplumun değişen sağlık gereksinimleri doğrultusunda 1936 yılında bu örgütlenme son halini almıştır. Bu örgütlenme 1980’li yılların sonuna kadar, hemen hemen hiç değişmemiştir. Sağlık Bakanlığı, SSCB Bakanlar Kurulu’nun bir parçası olup, merkezi Moskova’da idi. Bakanlık merkezi bir örgütlenmeydi ve 15 cumhuriyetin sağlık bakanlıkları buraya bağlıydı. Sovyet Sağlık Yasası’nın ikinci maddesinde de sağlık örgütlenmesinin en üst yapısı olan Sağlık Bakanlığı’nın görevleri toplumun çok büyük bir kesimini oluşturan anne, çocuk ve gençlerin sağlığını öncelemek, acil olarak sanitasyon düzenlemelerini oluşturmak ve sürekli olarak sanitasyon hizmeti ve denetimi yapmak, öncelikli olarak sık görülen, çok öldüren bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek ve kısa sürede bu hastalıkları azaltmak ya da ortadan kaldırmak, ulusal istatistik verilerini hazırlamak ve kayıt sistemini kurmak, bilimsel araştırma kurumları kurmak, Sağlık Bilimleri Akademisinin bilimsel araştırmalar yürütmesini sağlamak; denetlemek vb. olarak tarif edilmiştir. Bakanlıkta eğitim kurumları yönetimi, ilaç-eczacılık, personel yönetimi, dış ilişkiler, ana-çocuk sağlığı dahil olmak üzere 11 ana bölüm, hijyen ve sanitasyon, tropikal hastalıklar, verem, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, sosyal hijyen ve sanitasyon, diş, fiziksel kültür ve anne-çocuk sağlığını koruma gibi bakanlığa bağlı 18 araştırma enstitüsü bulunmaktaydı.

Sağlık hizmetleri idari olarak, cumhuriyet sağlık bakanlıkları, oblast (kray), rayon, uçhastok ve sağlık istasyonları olarak beş düzeyde, saplık hizmetleri ise bu idari yapı çerçevesinde üç düzeyde ve basamaklı olarak örgütlenmiştir. Birinci basamak sağlık birimleri kentlerde çocuk ve kadın poliklinikleri, sık görülen bulaşıcı hastalıklara yönelik dispanserleri sanayide fabrika sağlık ve sanitasyon birimleri, kırsal bölgede ise kolektif çiftlik sağlık birimi, feldşer-ebe evleri, ilk yardım birimleri ve ev sanitasyon eğitim birimleridir. Kentlerde 3-65 bin kişilik nüfusa hizmet veren her poliklinikte pratisyen hekim, genel cerrahi uzmanı, kadın doğum ve çocuk uzmanı, diş hekimi, hemşire ve ebe çalışırdı. Aşılama, periyodik muayene, sanitasyon koşullarının sağlanması, sağlık eğitimi, ev ziyaretleri, anne-bebek ve çocuk izlemleri, kronik hastalıkların evde bakımı ve epidemiyolojik araştırmaların yürütülmesi başlıca birinci basamak sağlık hizmetleriydi. Semaşko birinci basamak sağlık hizmetlerinde en önemli olan dispanserler konusundaki görüşlerini şu şekilde açıklamıştır:

                   (Temizlik yenidoğanın bakımında en önemli şeydir-Sovyet halk sağlığı afişi 1960)

Dispanser basit bir ayakta muayene kliniğinden çok farklıdır. Dispanserlerdeki sağlık hizmetlerinin amacı, sadece hastaların tedavisi değil, aynı zamanda çalışma ve yaşam koşullarının incelenmesi ve değerlendirilmesidir. Sağlık emekçileri konferans ve broşürler aracılığı ile yaygın olarak sanitasyon eğitimi yapar. Bu eğitim yakın bir fabrikada, evde kitap kulüplerinde olabilir. İşçi örgütleri, Genç Komünistler Birliği gibi yapılar ile işbirliği halinde çalışır. Bu yüzden dispanserlerde hastalara sadece reçete yazılmaz, aynı zamanda gerek görüldüğü takdirde, hastalar hastaneye ya da sanatoryuma gönderilir.” Bundan yola çıkarak, en sık görülen bulaşıcı hastalıklara yönelik olarak 1958 yılına kadar 34 bin 412 dispanser kurulmuştur.

Üçüncü basamak, rayon olarak adlandırılan sağlık kurumlarından oluşurdu.Bir rayon yaklaşık olarak 10-15 uçhastok‘tan oluşur ve 70-150 bin kişiye hizmet sunardı. Her rayon temel hastane hizmetlerini yürütürken temel halk sağlığı hizmetlerini de yerine getirirdi. Rayondaki hastaneler 200-400 yataklı hastanelerdi ve bu hastanelerde 15 kadar uzman çalışmaktaydı. Cerrahi vakalara danışmanlık yapmak, hasta muayenesi, gerekli durumlarda kırsal bölgeye uzman sağlık emekçisi göndermek, acil yardım vb. başlıca hizmet alanlarıydı. Dördüncü basamak sağık birimi ise oblast idi. SSCB’de 150 oblast bulunur ve her oblast 1-5 milyon kişiye sağlık hizmeti sunardı. Daha az kişi olursa hastane hizmetini kray yürütürdü. Gerek oblast gerek kray düzeyinde 600-1000 yatak kapasiteli üst uzmanlık hastaneleri bulunmakta olup, bu hastaneler tedavi, bakım yanında, eğitim ve danışmanlık hizmetlerini de yerine getirirdi. İlaç ve eczacılık hizmeti ise, büyük oranda kırsal yerleşim yerlerinde dahi bulunan kamu eczaneleri tarafından verilmekteydi.

(Çevreyi koru ! -Sovyet halk sağlığı afişi 1970’li yıllar)

İşçilerin konut edinmesini, sanatoryumdan ve tatil olanaklarından yararlanmasını, sağlık hizmeti almasını sağlar.

  1. İşçi çocuklarının kreş ve anaokulu eğitimi gereksinimlerini parasız olarak karşılar. Örneğinbir işçi işe bağlı yaralanmaya ya da geçici bir sakatlanmaya maruz kaldıysa, gelirinin %100’ü kadar ek tazminat almıştır. Emeklilik aylığı ortalama ücretin yüzde 50’si ile yüzde 100’ü arasındadır. İşçi ve emekçi sağlığı hizmetlerinin her aşamasında işçi katılımı sağlanırdı. Anneler çalışsın ya da çalışmasın tarım sektöründe dahi altı aydan sonra bebeklerini kreşe bırakabilirdi. Annelerin çalışma düzenine göre, bebek ya da çocuklar kreş veya ana okullarında 14 saate kadar kalabilirlerdi.                                           (SSCB döneminden bir kreş)

    Üretim birimi nerede bulunursa bulunsun ihtiyaca göre, her bir üretim biriminde mutlaka kreş ve anaokulu olur; eğitimli sağlık ve sosyal hizmet emekçileri burada istihdam edilirdi. 1940’lı yıllara kadar işçi ve emekçilerin sağlık hizmetleri ilkyardım istasyonlarında yürütülürken, 1940’lı yıllardan itibaren sanayileşme ve kentleşmenin hızlanması, sanayide çalışan işçi sayısının artması ile birlikte, işçi sağlığı hizmetleri Fabrika Sağlık ve Sanitasyon Birimi örgütlenmesi içinde ele alınmıştır. Tarım emekçileri ise, devlet ve kolektif çiftliklerdeki sağlık birimlerinden ve feldşer-ebe merkezlerinden hizmet almıştır. 70 yıl boyunca hangi üretim birimi olursa olsun, her bir işçi koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti alır, işe başlamadan önce mutlaka bir saat spor yapabilir, iş çıkışında isterse ilgili tesislerde dinlenir, istirahat eder, spor yapar ya da kitabını okuyabilir hatta orada kalabilirdi.

    SSCB’de hastalıkların oluşmayacağı bir yaşam ve çalışma koşulları hedeflendiğinden, sağlıklı olmanın bir diğer yardımcısı spor ve fiziksel egzersizdir. Her kim nerede çalışırsa çalışsın, hangi okulda okursa okusun mutlaka günde bir-iki saat spor yapardı. Çünkü Semaşko’nun da ifade ettiği gibi “Fiziksel kültür sadece gençlerin askeri, ekonomik, kültürel bir bakışı ya da başka bir deyişle halk sağlığı ve fiziksel eğitim değildir. Aynı zamanda kitle eğitimi yöntemi olarak da görülmelidir. Bu kitle eğitimi yarışmayı değil, ekip çalışmasını, dayanışmayı ve toplumsal sorumluluğu geliştirir. Ayrıca köylü ve işçi sınıfını sosyal ve politik olarak bir arada tutar.”

    SSCB’de bu tür olumlu sonucun nedeni, temel olarak sosyalist düzenin sömürüsüz bir dünyayı gerçekleştirme çabalarıdır. Bunun sonuçları da istatistiki olarak şu şekilde özetlenebilir. Çocuk ölüm hızı (ÇÖH) 1913 yılında, binde 268.6 iken 1960 yılına gelindiğinde binde 35.3’e, 1982 yılında binde 29.5’e, bebek ölüm hızı (BÖH) 1957 yılında binde 45’e 1970 yılında da binde 26’ya, anne ölüm hızı (AÖH) 1954 yılında binde 54’e kadar düşmüştür. Bu oranlar, hem devrim öncesi dönem hem de günümüz dünyasındaki sağlık göstergelerinden oldukça iyi düzeydedir. Bugün dünyada BÖH binde 3-182, ÇÖH binde 3-316 AÖH’de yüz binde 6-1100 arasında değişmektedir. 1928 yılında difteri aşısı olmayan çocuk oranı ancak yüzde 14’tü. Aynı yıl Moskova’da kızamık aşısının yapılmasına bağlı olarak kızamıktan ölen bebek ise sadece yüzde 4.6 idi. Günümüzde çoğu kapitalist ülke bu derece yüksek bir bağışıklama oranına sahip değildir. Bunların yanında, 1928 yılından itibaren çocuklar, anneler ve işçiler için özel süt merkezleri kurularak parasız süt dağıtılmıştır.

    Üretim birimlerinde bulunan süt mutfaklarının sayısı 1959 yılında şehirde 605 iken, 1965’de 1399’a (köylerde ise 32’den 255’e) yükselmiştir. 1928 yılında Moskova’da süt merkezi yılda 5 bin 527 litre süt dağıttığı için en büyük süt merkezi olarak kabul edilmiştir. 1913-1937 arasında kişi başı meyve-sebze tüketimi beş kat artmış, 1938 yılında günlük kişi başı protein tüketimi 100 grama (Almanya’da 35 gram) ulaşmıştır. 1950 yılında kişi başı besin tüketimi et için 26 kg, balık için 7 kg iken, 1968 yılında et 51 kg’a, balık da 15.9 kg’a yükselmiştir. SSCB’de frengi sıklığı % 10’a bel soğukluğu 55’e, sıtma vakası 1394 yılında 9.5 milyon iken toplam 5 bin (1957) vakaya, lepra ise 6 bin vakaya düşürülmüştür. Böyle olunca sıtma ve lepra, nadir olarak görülürken, kolera, çiçek, tifo neredeyse yok edilmiştir. 1960 yılında İngiltere’de yüz binde 73.8 olan bel soğukluğu hızı SSCB’de yüz binde 57.2’ye kadar düşürülmüştür. Dizanteri nedeniyle ölüm hızı yüz binde 3.3 iken 1960’da yüz binde 1.8’e pnömöniye bağlı ölümler yüz binde 4.3’ten yüz binde 1.8’e düşmüştür. 1913 yılında yaşam beklentisi 32 yıl iken, bu sayı yaklaşık 50 yıl sonra iki kat armıştır. Sovyet toplumunda yaşam niteliğinin gelişmesine bağlı olaraki yaşlı nüfusun oranı da artmıştır. Örneğin 1939 yılında 70 yaş üzeri yaşlı nüfusun oranı yüzde 2.3 iken, 1979 yılına gelindiğinde bu oran % 5.8 yükselmiştir. 1979 yılına ait yaşlılık oranı şu anki pek çok kapitalist ülkenin oranından daha yüksektir.

    Eleştirel Sağlık Sosyolojisi Sözlüğü / Sol Meclis Editörler: Erhan Nalçacı, Onur Hamzaoğlu, Erkin Özalp, İstanbul, 2005 s.294-300

    Görseller: Soviet Pics adlı twitter adresinden kullanılmıştır.
TEILEN