Ankara Mahpusu / Suat Derviş.

27

Ümit ÖZDEMİR’in bu yazısı edebiyat günlükleri adlı web sitesinde yayınlandı.

Ankara Mahpusu, tıp fakültesi öğrencisi Vasfi’nin Zeynep’i karşılıksız beslediği aşkın tutku boyutuna yükselmesiyle sürüklendiği sefaleti, bu sefaletle birlikte İstanbul’un başka bir yüzünü tanıttığı Suat Derviş romanıdır.

Vasfi’nin Zeynep’e duyduğu ilgi ve tutku düzeyindeki aşkına yanıt alamamasıyla düştüğü açmaz, romanın ana çelişkisini oluşturuyor.

Bu çelişkinin diğer ucunda yer alan Zeynep, sınıf atlamak için kendisinden yaşça oldukça büyük mal-mülk sahibi zengin bir burjuva, Şakir ile evlenmeyi kabul eder. Bu evlilik, dul bir kadın olan Zeynep’e bütün bir ömür boyu çalışarak elde edemeyeceği bir serveti ve gücü kontrol etme imkanını verecektir.

Vasfi’nin amcası Şakir’le evlenen Zeynep’in küçümseyici ve alaycı tavırlarının etkisiyle zaten karşılıksız sevgisini kontrol edilemez bir saplantı seviyesine taşırken, bütün hayalini Şakir’in ölümüyle servetine konmak üzerine kuran Nuri’nin evlilikten sonra yaşadığı derin hayalkırıklığı, Zeynep’e yönelik iftiraları Vasfi’yi bir cinnet anında Nuri’nin katili yapar.

Vasfi’nin müstakbel bir doktor olmasına engel olan mahkumiyeti ve tahliyesi sonrası sürekli daha da kötüleşen yaşantısı romanın toplumsal gerçekçi ana akışını oluşturur. Suat Derviş Vasfi karakteriyle İstanbul’un yoksul ve kimsesiz insanlarının semtlerine okuru davet eder. Vasfi, kent sokaklarında yaptığı yolculukta saraydan kovulmuş düşkün bir kadından sokaklarda, parklarda, tren garlarında yani toplumun büyük kesiminin geçici olarak dolaştığı kent mekanlarında kalmak zorunda bırakılan insanların öykülerini yansıtır.

Ankara Mahpusu’ndaki kadın karakterler oğlunun iyi bir doktor olarak mezun olup kendisine bakmasının hayalini kuran yaşlı anne, sınıf atlayan ve atladığı burjuva sınıfının asalak yapısıyla çirkinleşen Zeynep, sokakta biriktirdiği hayat deneyimiyle hayatta kalmayı başaran Türk edebiyatının bir başka mantolu kadını -ismi meçhul Yeşil Mantolu kadın- ve nihayet Vasfi’ye iş vererek hayata tutunmasını sağlayan yaşlı kadın ile Suat Derviş, her ne kadar Vasfi karakterini öne çıkarsa da romanın belirleyici unsurunun kadın karakterler olduğunu vurgular.

Suat Derviş Ankara Mahpusu’nda burjuva özgürlükçülüğünün ve her gün yeni eşitsizlikler içinde sefalet üreten düzeni Vasfi karakterinin şu sözleriyle eleştirir: “Onun bu mutluluğu da olmayacaktı, madem ki çalışmasına imkan yoktu !Şimdi hür bir insandı; ne jandarma ne de bileklerinde kelepçe vardı. Hürdü işte ! Nerde isterse yer, nerde isterse uyuyabilirdi. Buna kimsenin mani olduğu yoktu. Hürdü yani hapishaneden çıkmıştı. Fakat önüne geçemediği güçlüklerin, çaresiz bir hayatın mahpusuydu. Vasfi denilen bu “hür adam” madem ki hürdü, demek kendi arzusuyla açlık ve yorgunluktan ölüyordu. Kendi kendine “hayır” diyordu “hürriyet “ bu olamaz.. Herhalde hürriyetin daha iyi, daha veciz bir tarifi olması lazım. Hürriyet insana insanlık vekarını (gururunu) kaybetmemek için lazım gelen hepsini birden bir arada vermezse ona hürriyet denilemez. Eğer hürriyet hayatın ihtiyaçları ile tezat (zıtlık) halindeyse, eğer sizi en meşru ihtiyaçların kölesi yapmıyorsa, bilakis etrafınızdaki kimselere tam bir ahenk (uyum) yaşamamızı mümkün kılıyorsa o zaman size mutluluk getirir.”

Suat Derviş, yersiz yurtsuz halde sokaklarda, tren garlarında durmanın oturmanın mümkün olmadığı mekanlarda sefalet içinde yaşayan insanların dertlerine bakarken tam da kent yoksullarının , dışlanmışların yaşadığı ve düşünebileceği bir gerçekliğe dayandırır yapıtını.. Bazıları saray sürgünü eski bir aristokrat olan ve hatıralarla yaşayan ve belki de içinde yaşadığı acı gerçekliğin verdiği ızdırabın etkisinden bu yolla kurtulmaya çalışan bu insanların durumunu yüreklere dert hali Karl Marx’ın çözümlemesiyle paraleldir: Bunalım dönemlerinde düzen eleğini sallar; alta düşenler telef olur. Kapitalizmde kimse için sürekli güvence yoktur.

Ankara Mahpusu, Suat Derviş’in toplumsal gerçekçi edebiyata yöneldiği diğer eserleri, Fosforlu Cevriye, İstanbul’un Bir Gecesi ve Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır yapıtlarının arasında Türkçe’den Fransızca’ya çevrilen ilk eseridir. Yazarın toplumsal gerçekçi edebiyata yönelmesinin ana sebebi Tan Gazetesi muhabiriyken İstanbul’un yoksul mahallelerinde yaptığı röportajlar ve Sovyetler Birliği gezisinin üzerinde bıraktığı etkidir.

Nazım Hikmet’in “bir kere eğemedim bu kadının başını” dizelerinde ifadesini bulan onurlu duruşunu ve yazarlık mesleğine nasıl baktığını şu sözlerini aktararak yazımı bitireyim:

“Kadın olmaktan utanmıyorum, yazar olmakla da iftihar ediyorum. O ünvan benim yegane servetim, biricik iftiharım ve ekmeğimdir”.

Yazıda kullanılan kaynaklar:

Ankara Mahpusu / Suat Derviş / İstanbul İthaki Yayınları, 2013

Yıldızları Seyreden Kadın: Suat Derviş Edebiyatı, İstanbul, İthaki Yayınları 2015

Yeni Gelen Dergisi Ekim 2018 Sayı 8 “Bir Direniş Kadını Suat Derviş / Ayşe Övür s.31-36

 

TEILEN