Tarlabaşı: Kentsel dönüşüm mü? Kürt emekçilerin tasfiyesi mi?

22

Son yılların en popüler söylemlerinden biri haline geldi ‘Kentsel Dönüşüm’ ifadesi.

Kimi bir şekilde sahibi olduğu döküntü evin depreme dayanıklı lüks bir binaya dönüşmesi hayalinde, kimi güç bela başını soktuğu düşük kira verdiği metruk binadan da kovulacağı endişesinde.

Özellikle İstanbul’un rant değeri yüksek birçok mahallesinde yöntemleri ve öyküleri farklı Kentsel Dönüşüm Projelerinin rüzgarları esiyor bir süredir.

Uzatmadan, en bilinenlerini hatırlatalım ve bilebildiğimiz ölçüde arka planlardaki öykülerini anlatmaya çalışalım.

Tarlabaşı, bu dönüşümde başı çekiyor. Sulukule, Fikirtepe ve son zamanda ise Okmeydanı Kentsel Dönüşüm öykülerinin en bilinenleri…

Galataport, Haydarpaşa, Taksim Gezi parkı gibi doğrudan şehrin önemli değerlerine el koyup ranta çevirme süreci bir yandan karşısında demokratik kitle direnişi ve meslek örgütlerini bulmuş durumda ve bu süreç kendi mecrasında yoluna devam etmekte.

Ancak Tarlabaşı, Sulukule ve son dönemde de Okmeydanı dönüşüm projelerinin öyküleri diğerlerinden daha farklı…

Bu bölgelerde mülk sahibi olanlara verileceği vaadedilen yeni konutlar bir ölçüde bu alanlardaki direnişin hızını kesmekte.

Özellikle Tarlabaşı son 60 yıllık öyküsüyle diğer projelerin de önüne geçmekte.

Tarlabaşı (1955) 6-7 Eylül Olaylarından bu yana aslında bir zorla tasfiye öyküsüdür.

1955 yılında önce Hürriyet  Gazetesi’nde çıkan İstanbul’da yaşayan Rumların, Kıbrıs’taki ENOSİS çeteleri için para topladığını yazması ve hemen ardından Atatürk’ün Selanikteki evinin bombalandığı haberiyle (bombayı atan kişinin Türk İstihbaratı için çalışan Oktay Vural İsimli kişi olduğu çok geçmeden açığa çıkmıştır), İstanbul’da Rumların oturduğu semtlerde eşi görülmemiş, organize bir yağma hareketi yaşanmıştır. Devletin örgütleyicisi olduğu o gün de bilinen 6-7 Eylül olayları sonrası İstanbul’un birçok semtinde yaşanan Beyoğlu-Tarlabaşı’nda da yaşanmış ve binlerce Rum vatandaşımız Türkiye’yi terk etmek zorunda bıraktırılmıştır.

Tarlabaşı, uzunca bir süre sahibi ortada olmayan mülklerin haraplaşması veya değişik yöntemlerle el değiştirmesi sürecini yaşamış, 6-7 Eylül öncesi konumuna hiçbir zaman dönememiştir.

1980’li yıllarda Bedrettin Dalan’ın büyük gürültüyle genişlettiği ve bugünkü halini alan Tarlabaşı Bulvarı, semtin Beyoğlu’ndan kopuşunun ve yalnız bırakılışının son hamlesi olmuştur.

İstanbulun üvey evlatları Romanların ağırlıklı olarak yaşadığı ve uyuşturucu, kriminal olaylarla anılmaya başlayan bölgeye 1980’lerin sonlarından itibaren köyleri yakılarak “zorunlu göçe” tabi tutulan Kürtler de yerleşmeye başladı.

Tarlabaşının, Kentsel Dönüşümün gerekçelendirenler tarafından ‘Çöküntü Bölgesi’ olarak tarif edilmeye başlanması ile alelacele çıkarılmış olan 5366 sayılı Kentsel Dönüşüm Yasası’na dayanarak bölgede ilk adımlar atılmaya başlandı.

Propaganda bu çöküntü bölgesinden modern bir yerleşim yaratılması üzerine inşa edilmişti. Ancak, bırakın mülk sahibi olmayı, başını soktuğu yerin kirasını dahi ödeyemeyen insanlar için 2. zorunlu göçten başka bir şey değildi yaşanan süreç.

Seçilen 2 büyük bölge önce Çalık Grubu ve MNG arasında pay edildi.

Ancak MNG bir şekilde sürecin dışında kaldı ve iktidarın söz konusu dönemde yakın ilişkileri olan Çalık Grubu mimari projeleri sessiz sedasız bitirdi.

Bütün bu süre içerisinde de işin yasal boyutu tamamlanarak mülk sahiplerine kat karşılığı binalarının %40’ı oranında yeni konut önerildi veya m2 başına belirlenen miktarlar bazılarının kendi iradeleri dışında banka hesabına yatırılarak süreç işledi. Böylelikle senaryo başarı ile uygulanmış oldu.

1. Hükümet ve Belediye “Çöküntü Bölgesi” olarak ilan ettiği alanı ‘modernize’ etmeye başlamıştı.

2. Muhalefet merkezi olan ve zorunlu göçe tabi tutulmuş, dolayısı ile politize olmuş Kürtlerin yaşam hakkını savunur durumda kalmaktan kurtulmuş, muhalefet odağını dağıtmış.

3.Ve tabi, son dönemin parlayan yıldızı Çalık Grubu da m2’si 15.000 TL’den satacağı binaların reklamını yapmaya çoktan başlamıştı.

Yakılan köylerinden sonra 2. kez göçe zorlanan emekçi Kürtlerin, mülksüz Romanların akıbeti özellikle bu alanla ilgilenenler dışında kimse tarafından bilinmiyor…

TEILEN