Kültürel Miras Katillerinin Son Hedefi; Tarihi Yarımada

31

Mazhar Denizli’nin bu yazısı Politika Gazetesinin web sitesinde yayınlandı. 

Bakmayın siz bunların tarihe düşkün görünmelerine. AKP, başta liderleri olmak üzere en genç yandaşına kadar tarihin magazinsel yanına düşkündürler. Sarayda, tarih bilgisi meçhul bir danışman aracılığıyla temsili ‘Türk Devletleri kostümleri‘ ile verilen fotoğraflar, Osmanlı Ocaklarının yemin törenlerindeki kıyafetler ve dekor… Sosyal medyada alay konusu olmasına karşın AKP yandaşları yüzeysel tarih meraklarından vazgeçmiyorlar.

Oysa bu ülkede yaşayanların büyük bir çoğunluğu biliyor ki, AKP ve yandaşlarını bir araya getiren ortak tarih bilinci değil ‘RANT’ hevesidir.

Önceki sayılarımızda rantı oluşturmak ve yandaşları arasında paylaşmak için ülkeyi ve doğal yaşamı nasıl geriye dönülemez biçimde talan ettiklerini çok sayıda örnekle vermiştik.

Ancak AKP ve yandaşların iştahı ve yoketme konusundaki umursamazlıkları öylesine büyük ki büyük kentler özellikle de İstanbul bu ‘çekirge sürüsü’ istilasından kurtulamıyor.

İnsanoğlunun yaşam öyküsünde önemli bir merkez oluşturmuş ve bu haliyle Dünya Kültür Mirasının liste başı yerleşimlerinden biri olarak kabul görmüş İstanbul, her geçen gün bir uzvunu bu yağmacılara kaptırmakta.

UNESCO’nun oluşturduğu Dünya Mirası listesindeki 15 kültür varlığına ev sahipliği yapmaktadır.

Bu listenin ilk sıralarından birinde de İstanbul Tarihi Yarımadası olarak bilinen alan yer tutmaktadır.

M.Ö. 7. yüzyılda kurulan İstanbul’un, kuzeyde Haliç, doğuda İstanbul Boğazı ve güneyde Marmara Denizi ile çevrili kısmı günümüzde “Tarihi Yarımada” olarak anılmaktadır. Kent, Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle tarihi boyunca kentte hüküm süren uygarlıklar için daima çok önemli olmuştur. Bu özellikleri ile kent, Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük İmparatorluklara başkentlik yapmıştır. Bu görkemli geçmişi ile farklı dinleri, kültürleri, toplulukları ve bunların ürünü olan yapıtları benzersiz bir coğrafyada bir araya getiren İstanbul, 1985 tarihinde UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 4 ana bölüm olarak dahil edilmiştir. Bunlar; Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan Arkeolojik Park; Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma Alanı ve Tarihi Surlar Koruma Alanı’nı içermektedir.

330 yılında Roma’nın başkenti haline gelen İstanbul, dünyadaki en zengin sur varlığına sahip kenttir. Ancak bilgiden uzak ve tarihi mirasları korumayı öne koymayan imar planları ve kentleşme surları ve sur içi değerleri yok etme sürecini işletmektedir. İstanbul’un surları 1985 yılından beri Birleşmiş Milletler Eğitim ve Kültür Örgütü UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. 80’li ve 90’lı yıllarda yapılan inşaat çalışmaları nedeniyle sürekli eleştirilere maruz kaldı. 2004 yılında Miras Komitesi yöneticisi Minja Yang ilk uyarıyı yaptı, “böyle giderse İstanbul listeden çıkarılır” dedi. 2006 yılında UNESCO Dünya Miras Komitesi (Vilnius toplantısında) surlardaki inşaat işlerinin durdurulmasını istedi. Sözleşme koşullarına uyması için bir eylem planı kabul edildi. Bu eylem planında yer alan yönetim planına göre kara surları için bir uygulama yapılması gerekiyor. 2008 yılında World Monuments Fund (N.Y.) İstanbul’un surlarını tehdit altındaki 100 eser listesine aldı.

İstanbul’un Kuzey Ormanlarını imara açan, Havaalanı ve otoyollarıyla yok etme sürecini hızlandıran AKP iktidarı zaman geçtikçe çevresinde oluşan rant çetesini doyuramamaya başlamıştır ve tarihi işbirliğinn bozulmaması için ‘Rant Çetesine’ yeni kurbanlar bulması gerekmektedir. Bu sürecin ilk ayağı yeşil doğanın tahribatı olmuştur. Bu aşamada kendilerine yabancı hassasiyetlere kolaylıkla kulak tıkanmıştır ve sonuçta ülkenin dört bir yanında doğa HES’ler ve ‘Kâr Getiren Yatırımlar’ ile onarılmaz yaralar almıştır.

Şimdi sıra AKP’nin varlık nedenlerinden biri olarak ilan ettiği, tarihe, tarihin insanlığa bıraktığı kültürel miraslara gelmiştir.

SİT alanı olarak ilan edilmiş ve hiçbir iktidarın dokunmaya cesaret edemediği İstanbul’un kalbi olarak yer alan Tarihi Yarımada’ya yönelik rant çetesinin iştahı giderek kabarmaktadır. Daha önceki yazılarımızda da aktardığımız “16-9 Projesi” Zeytinburnu sahil inşaatları ile tarihi yarımada hali hazırda Rant Çetesinin kuşatması altına alınmıştır. Şimdi sırada son bir darbe ile yarımadanın savunma surlarını oluşturan yasaların yıkılması ve talanın başlatılması süreci vardır ve bu süreç zaten geçtiğimiz yıllarda Çevre Bakanlığının çıkardığı yasalarla başlatılmıştır. Son rötuşlar da yerel belediye tarafından yapılmaya çalışılmaktadır.

Tarihi yarımadanın şu an ki yapısını tehdit altına sokacak süreçte, Fatih Belediyesi’nin 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama planının iptali için İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nde dava açıldı. Davada, 61 konu başlığından 37’sine yürütmeyi durdurma, yedisine ise kısmen yürütmeyi durdurma karar verildi.

Ancak Fatih Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu karara yaptığı itiraz yüksek mahkeme tarafından kabul edildi. Yeniden bilirkişi heyeti oluşturulması istenerek, oluşturulacak yeni heyetle keşif ve bilirkişi incelemesi yapıldıktan sonra rapor hazırlanılması istendi.

Fatih Belediye Meclisi’ndeki AKP’li üyeler, yeni bilirkişi heyetinin hazırlayacağı raporu beklemeden, 8 Eylül 2015 tarihinde, ‘imar plan notlarında koruma kurullarını devre dışı bırakan’ bir teklif hazırladı.

Teklifle birlikte, 1’inci derecede tarihi eserler dışındaki 2 ve 3’üncü derece tarihi eserlerin “kaderinde” tek yetkili kurumun Fatih Belediyesi olması istendi. Buna göre, 2 ve 3’üncü derece tarihi eserlerin kendileri, bitişik ve karşı parsellerindeki yapılaşma izni için koruma kurulu kararı olmadan da belediye karar verebilecek.

İnsanlığa dair kültürel mirası koruma konusunda AKP iktidarından birşey bekleyemeyeceğimizi çoktan öğrendik. İŞİD’in Irak ve Suriye topraklarındaki kültürel mirasa karşı tutumu ne ise ülkemizdeki zihindaşlarının da yaklaşımı farklı değildir. Fatih Belediyesi aldığı kararı ne denli uygulayabilir bilemiyoruz, ancak bildiğimiz bütün gücümüzle bu politikalarının karşısına dikileceğimizdir.

TEILEN