Barış ve Demokrasi Mücadelesi Ayrı Yürütülemez

15

Mazhar Denizli’nin bu yazısı politika gazetesi web sitesinde yayınlandı.

7 Haziran seçimlerinde çıkan sonuçları kabullenemeyen iktidar, bu tabloyu önceden kestirdiği için seçim öncesinde oluşturduğu senaryoyu adım adım yürürlüğe koymakta. Elbette kağıt üzerinde yazılan senaryolar yaşamda birebir karşılığını bulmuyor her zaman. Uluslararası dengelerdeki değişiklikler, ülkedeki mücadelenin düzeyi bu senaryonun uygulanabilirliğini doğrudan etkileyen unsurlar. 7 Haziran seçimlerinde sonucu etkileyebilecek düzeyde seçim hilelerinin, oy hırsızlığının planlandığı hep gündeme geldi. Ancak, Demokrasi Güçleri’nin bu konuda daha önce benzeri olmayan bir örgütlülük göstermesi iktidar partisinin kurgularını suya düşürmesi hepimizin hafızalarında.

Seçim sonrası işlemeye başlayan ve üretim merkezi saray olan plan başlangıçta istedikleri doğrultuda devam etmekteydi. Bir yandan Suriye sınırında hazırlıklar yapılırken diğer yandan, Meclis başkanlığı seçimleri, hükümet kuramama hamleleri hep senaryoya uygun bir biçimde işledi. Amerika ile yapılan pazarlıklarda, karşı tarafa verilen üs kullanım hakkının karşılığında koparılan Irak sınırlarındaki PKK kamplarını bombalama da yine bu senaryonun parçası olarak yürürlüğe girdi. Ülke sınırları içerisinde de, özellikle Kürdistan’da kendi halkına karşı başlatılan kirli savaş da planlar arasındaydı. Yer yer sivil faşistler sokağa çıkacak partiler, demokratik kurumlar ve hatta kişiler üzerinde şiddet denemeleri yapılacak ancak olaylar karşılıklı ve önüne geçilemez bir hal almadan birden bire kesiliverecekti.

Kürt Özgürlük Hareketinin de kendisine yönelen saldırıya karşılık vereceği ve yer yer atağa geçeceği de savaşı başlatanlar tarafından öngörülebilir bir durumdu.

Bu sürecin 1 Kasım seçimlerindeki atmosferi değiştireceğini ve bir önceki seçime göre farklı bir atmosfer oluşacağını öngörmekle birlikte, kısa sürede bu durumun pek de bekledikleri gibi olmayacağını yenilenen seçimlerde de 7 Haziran seçimlerinden çok da farklı bir sonuç çıkmayacağını farkettiler. Bu noktadan sonra saldırı dozu daha da arttı. İktidar kendi kontrolünden çıkmaması kaydıyla savaşın dozunu ve yaygınlığını arttırmaya başladı. Bu arada IŞİD imzalı ve görünümlü saldırılar, Kürt Özgürlük Hareketine, Devrim ve Demokrasi güçlerine ülkemizde daha önce görmediğimiz bir vahşetle başladı. Suruç, Diyarbakır ve son olarak da Ankara bizleri önce çok derin bir acıya ve ardından öfkeye boğdu.

Şimdi önümüzde yoldaşlarımızı son yolculuklarına uğurlarken herbirinin mezarı başında verdiğimiz sözü nasıl tutacağımız sorusunu cevaplama görevi duruyor.

Tayfun ve Tekin yoldaşlarımızın, patlamada yaşamını yitiren 102 canımızın hatıraları bu mücadelede bizi yalnız bırakmayacaktır. Onlara barış sözümüz var, demokrasi sözümüz var. Her ikisi için mücadele etme sözümüz var.

AKP iktidarı geçmişin kanlı, kirli güçleriyle de işbirliği yaparak savaşın yönünü kardeşliğe ve demokrasi kırıntılarına yöneltmiştir.

10 Temmuz’dan bu yana ülkemiz sınırları dışında bir savaş tehlikesine karşı kurulan Barış Bloku ülke içerisindeki savaşı ve akan kanı durdurmaya çalışmakta ve bu doğrultuda büyük bedeller ödenmektedir. Son olarak Barış Bloğunun Bileşenleri olan DİSK, KESK, TMMOB ve TBB’nin, Emek-Barış-Demokrasi Mitinginde kirli bir işbirliği sergilenerek kesin sayısına hala ulaşamadığımız, yazının yazıldığı anda 102 yoldaşımızı, canımızı bizden ve mücadeleden koparmıştır.

Aslında tam da bu mitingin öncesinde uygulanan saray senaryosunu değiştirecek 2 önemli gelişme olmuştur; Rusya oldukça kararlı bir biçimde Suriyedeki iç savaş sürecinin içerisine dahil olmuş ve sonucu değiştirici hamleler yapmaya başlamıştır. İçeride ise PKK tek taraflı olarak ateşkes ilan etmiştir. Bu iki gelişme Sarayın senaryolarında da değişimi gerektirmektedir. Ancak önümüzdeki dönemin barışa ve demokrasiye gebe olmadığı açıktır. Tam da bu noktada 90’nın üzerinde siyasi yapıyla kurulan Barış Bloğuna ve Demokrasi güçlerine çok büyük iş düşmektedir. Katiller ve onun arkasında olanların cesareti, karşılarına çıkan, direnen gücün büyüklüğü oranında kırılacaktır.

Önümüzdeki dönem barış ve demokrasi mücadelesi iç içe geçmiş olarak devam edecektir. Kimilerinin iddia ettiği gibi ‘demokrasi mücadelesinin barış ile yan yana anılması Barış Blokunu daraltır’ yaklaşımı bu günkü mücadele momentini atlamak olacaktır.

Bizim de içerisinde yer aldığımız Barış Bloku bugüne kadar yürüttüğü saygın mücadeleyi kendisi dışındaki demokrasi güçleriyle de genişleterek devam etmelidir.

Ortadoğu’da özellikle de Suriye’de dengelerin değişimi ülkemizdeki mücadelenin seyrini de etkileyecek gibi gözüküyor. Rusyanın bölgeye müdahalesi sonrasında binlerce IŞİD militanı Türkiye’ye geçiş yapmaktadır. Bu militanların önümüzdeki dönem ülkemizdeki siyasi mücadeleye müdahil olmaları kaçınılmaz görünmektedir. Bu nedenle en büyük görev biz Komünistlere düşmekte. Bir yandan yaralarımızı sararken, diğer yandan Barış ve Demokrasi mücadelesine tüm gücümüzle destek vermek zorundayız. Ama asli görevimizin de işçi sınıfının örgütlülüğü ve sınıf mücadelesi olduğunu unutmadan.

Ankara Katliamı sonrası gerek cenaze törenlerinde gerekse protestolarda sokak hareketlenmiş ve demokrasi saldırganlardan korkmadığını alanlarda haykırmıştır. Ancak DİSK’in ve Demokrasi güçlerinin üretimi durdurma çağrısı sembolik bir iki eylemle sınırlı kalmış iktidarı ve sermayeyi ürkütecek, canını yakacak boyuta ulaşamamıştır.

Tüm saldırılara karşı en büyük direnme yolu nedir sorusunun cevap anahtarı; Sınıf içerisindeki örgütlülüğü ve direnme gücünü arttırmaktır. 

TEILEN