19-25 Aralık 1978 ve 19 Aralık 2000: Faşizmin Kanlı Provaları

30

Mazhar Denizli’nin bu makalesi daha önce Politika gazetesi’nde yayınlandı.

Geçmişimizin en karanlık iki katliamının tarih sayfalarına kayıt geçildiği aydır Aralık… Bunlardan ilki, devrimci harekete yeni katılmış biri olarak benim de uzaktan da olsa tanıklık ettiğim Kahramanmaraş katliamıdır. Türkiye’de sınıf hareketi ve devrimci potansiyelin yükseldiği bir dönemde, CIA bağlantılı, kontrgerilla organizasyonu devreye girerek “gidişatın yönünü” değiştirme kararı aldı.

Oluşturulan senaryonun ilk adımı 1 Mayıs 1977 katliamı ile atıldı. 1 Mayıs 1977, dönemin devlet bağlantılı güçlerince yapılan ilk kitle katliamıydı ve sonradan gelenlerin habercisiydi. Aynı dönemde özel kamplarda yetiştirilen kadroları ile de sivil faşist hareket, komünistlerin, sınıf öncülerinin, devrimcilerin üzerine farklı boyutlarda saldırılar düzenliyordu. Birçok devrimci, aydın sokak ortasında kurşunlanarak öldürülmekte, ya da dönemin yaygın yöntemiyle kaçırılıp işkence edildikten sonra ölüsü bir çuval içerisinde sokak ortasına atılmaktaydı.

Türkçülükle beslenen MHP aynı dönemde ‘Türk–İslam Sentezini’ keşfediyor ve Sünni İslamiyetle, ırkçılığın birleştirildiği yeni bir çizgi belirliyordu.

MHP teşkilatları, anti komünizmin yanısıra Alevilere karşı nefret söylemini de, özellikle Anadolu’da içten içe güçlendiriyordu. 2. MC (Milliyetçi Cephe hükümeti) döneminde daha da güçlenen sivil faşist hareket, binlerce devrimci, aydın kanını bu dönemde döküyordu. 2.MC hükümeti kendi içerisinde çatlaklar yaşamaya başlayınca, iktidarın büyük ortağı Adalet Partisi’nden 11 milletvekilini Güneş Motel’de yapılan pazarlıklar sonunda transfer eden CHP, DP ve CGP’nin de desteğini alarak tarihe ‘Güneş Moteli Hükümeti’ olarak geçen azınlık hükümetini kurdular. Kurulan hükümet icraatı ve destekleyicileri göz önüne alındığında 2. MC hükümetinden pek de ileri bir konumda değildi.

(Bedri Koraman’ın bu karikatüründe de görüldüğü gibi, MHP ve kontrgerillanın Maraş katliamından beklediği siyasal sonuç sıkıyönetimin ilan edilmesiydi. Editör)

Ecevit Hükümeti döneminde, özellikle sivil faşist hareket eliyle ilerici güçlere karşı saldırılar iyice arttı. Gazeteler her gün çift haneli rakamlarda ‘siyasi cinayet’ haberleri vermekteydi . Bu dönemde önce Sivas Katliamı patlak verdi. 3 Eylül 1978 günü faşist-ülkücü gençlerin başlattığı olaylar bir kitle kıyım hareketine dönüştü. Çoğunluğu Alevi olan 9 ölü 350 yaralı, tahrip edilmiş binlerce ev ve işyeri bıraktı arkasında.

1978 Aralık ayına gelindiğinde, Maraş’ta benzer bir senaryo daha da güçlü bir biçimde devreye sokuldu. Aynı dönemde izleyicisi sadece MHP ve ÜGD yandaşlarının oluşturduğu ‘Güneş Ne Zaman Doğacak’ adlı filmin oynadığı sinemaya 19 Aralık akşamı bomba atıldı ve sinema çevresindeki 7 kişi yaralandı. Patlama sonrası ülkücü faşist güruh, karşılarına çıkan muhalif oldukları tüm kurumlara saldırmaya başladı. Yollarına çıkan CHP binaları ilk hedefleri arasında yer aldı. Ancak saldırılar bununla sınırlı kalmayacak, önceden yapılmış planlar doğrultusunda tırmanarak sürecekti. Aralık ayının başında görevli olduğunu iddia eden bir grup ,nüfus sayımı yaptıkları gerekçesiyle konutları dolaşıyor ve özellikle Alevilere ait oldukları tespit edilen evlerin kapılarına bir takım işaretler koyuyorlardı. Aynı dönemde ABD Büyükelçiliğinde çalışan Aleksander Peck bölgede boy gösteriyordu.

Çiçek sinemasındaki patlamadan hemen önce ve sonrasında bir çok evin duvarına MHP ve 3 Hilal yazılıyor ve saldırılarda bu evler dokunulmazlık kazanıyordu. 19 Aralık saldırıları ve ertesi günlerde düşük yoğunluklu saldırılar 23 ve 24 Aralık tarihlerinde ülke tarihinin gördüğü en kanlı, en acımasız katliamlarından birine dönüşüyordu. Önceden işaretlenen evlere karşı, ellerine geçirdikleri her türlü silahla saldıran azgın topluluk resmi rakamlara göre 111 kişiyi katletmiştir.

Dönemin İç İşleri Bakanı, 2.Ordu Komutanı İbrahim Şenocak’ı, müdahale etmesi için aramasına karşın, kendisinden emir almayacağını bildiren red cevabını almıştır.

Bir büyük senaryonun, 12 Eylül Faşizmine gidişin önemli duraklarından biri olan Kahramanmaraş Katliamı yakın geçmişimizin aydınlatılamayan tarafı olarak duruyor. Bizler açısından bilinmeyen bir yan yok, bugün de İŞİD eliyle ‘derin güçler’ benzer katliamları sahnelemeye yeniden başladılar. Ankara Katliamı, Kahramanmaraş’ın bir başka biçimde tekrarıydı. Kullanılan argümanlar yine benzer. Hedefler Devrimciler ve Alevilerken bugün bu listeye Kürt Özgürlük Hareketi eklenmiş durumda. Yeni senaryonun sonu nereye gider kesin olarak öngörmek mümkün değil ancak bu oyunu bozmak için var gücümüzle mücadeleye devam edeceğiz.

Aralık ayında yaşadığımız 2. Büyük acı 19 Aralık 2000 yılında gerçekleşecekti.

Türkiye Burjuvazisi bu kez devletin resmi güçlerini kullanarak gerçekleştiriyordu katliamı… Yine bir Ecevit Hükümeti; 19 Aralık 2000 tarihinde F tipi cezaevine sevk edilmeye karşı direnen Devrimci Tutsaklara yönelik 20 cezaevinde aynı anda başlatılan operasyon 30 devrimci tutsağın katledilmesi ile son buluyordu. Kapalı alana önce kimyasal içerikli gazlarla saldıran askerler ardından bombalarla koğuşları ‘ölüm odaları’ haline getiriyorlardı. Devrimci Tutsaklar operasyon öncesi F tipi cezaevlerine gitmemek için ölüm orucuna başlamışlar ve 60. güne ulaşmışlardı.

                                       

Devletin amacı belliydi; siyasi koğuşlarda süregelen ‘kollektif yaşam’ ve cezaevlerinde oluşan ortak iradeyi kırmak ve tutsakları yalnızlaştırmak… Ancak beklemedikleri bir direnişle karşılaşınca, benzerine ender rastlanacak bir planla ve şiddetle 20 cezaevine aynı anda 19 Aralık sabaha karşı çok sayıda asker ile operasyonu başlatılıyordu. Kullanacakları şiddetin farkında olan devlet baskına başlangıçta ‘Tufan Operasyonu’ adını vermişti. Ancak operasyon sonrası, ölümlerle alay edercesine, saldırının adı ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ olarak adlandırılmaya başlandı. 30 ölümün yanısıra çok sayıda devrimci kalıcı yaralar aldı. Operasyon sonrası Ecevit’in ‘zayiatın beklenenden az’ olduğu açıklaması ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün ’cezaevlerinde devletin egemenliği sağlandı’ sözleri olayın planlayıcıları arasında olduklarının açık göstergesiydi. Devlet bu cinayetlerle F tipi cezaevlerini kullanma konusunda başarı sağladı. Ancak planladığı gibi, devrimci direnişi kıramadı. Ölüm oruçları F tipi cezaevlerinde de sürdü; Operasyon öncesi 259 olan ölüm orucu sayısı 357’ye çıktı. İlerleyen yıllarda 121 kişi daha cezaevlerine bağlı direniş eylemlerinde yaşamlarını yitirdi. Ölüm orucunda 48 kişi, ölüm orucunu destekleyen tutsak yakınlarından 7 kişi, tahliye sonrası ölüm orucunu sürdüren 12 kişi, kendisini yakan 10 kişi daha yaşamını yitirdi. Operasyon sonrası 39 asker göstermelik olarak yargılandı.Bazı detaylar da bu yargılanma sırasında askerlerin verdiği ifadelerle açığa çıkacaktı.

Ecevit bir kez daha derin devletin uygulama maşası olarak tarih sahnesinde yerini alıyor ve ‘katliamların başbakanı ‘olarak anılmayı hakediyordu. Ecevit ve Türk, bizlere burjuvazinin tüm siyasi temsilcilerinin, sınıfsal iktidarı koruma adına saldırganlıkta hiçbir sınır tanımayacağını bir kez daha gösteriyordu.

Cezaevleri, onyıllarca ülkemizdeki özgürlük mücadelesinin önemli kaleleri oldular. Bu gün de bu özellikleri devam ediyor. Bilindiği gibi gazetemiz her sayısında Devrimci Tutsakların mektuplarına yer veriyor. Bu mektuplar her birimizi derinden etkiliyor ve inancımızı perçinliyor.

19 Aralık’ta, öncesi ve sonrasında katledilen yoldaşlarımızın ardından bir kez daha haykırıyoruz hep birlikte; Öfkemiz katilleri boğacak…!

 

TEILEN