Faize Hücum ya da Neoliberalizmin birey ve toplum üzerindeki tahribatı

29

Yönetmen: Zeki Ökten

Senarist: Fehmi Yaşar

Oyucular: Genco Erkal, Ahmet Sezerel, Asuman Arsan, Ayşe Selen, Cem İdiz, Burçin Öztunç.

Yapım Yılı: 1982


                @masumlevrek

Film, muhtelif banker ilanlarının afiş görüntüleriyle açılır. Bol kazanç vaat eden afişlerden yansıyan 1980 askeri darbesinin hediyesi Temmuz bankacılığının[1] ta kendisidir. (Bu tarihte bakanlar kurulu faizi serbestçe belirlenecek vadeli mevduatın kapsamını genişletirken, altı ay ile iki yıla kadar vadeli mevduat sertifikası çıkarılmasına olanak tanıdı)

Kalabalık sokaklardan yürüyen Kamil (Genco Erkal), çalıştığı iş yerinde memur arkadaşlarının diyaloğundan bankerliğin kazançlarını öven sözleri duyar. Reklam ve ilanlar yoluyla bol kazanç vaad edilen banker furyasının etkileri sıradan emekçilerin hayallerini süslemektedir. Kamil arkadaşından aldığı bir banker kartvizitini iş arkadaşı Hüseyin’e (Orhan Çağman) gösterir. Bu sahneyle filmin dramatik akışını haber veren yönetmen Zeki Ökten, devam eden sahnelerde eşi Saniye (Asuman Arsan) ile pazarı dolaşan Kamil’in sınıfsal profilini gösterir. Kamil bey çalışmaya karşı değildir. Namusuyla para kazandıktan sonra her işin yapılabileceğine samimi bir inanç duymaktadır. 1980 askeri darbesinden sonra ortadan kaldırılan iş güvencesine paralel olarak yaygınlaşan enformel çalışma biçimleri olan pazarcılık ve işportacılık neredeyse bütün yoksulların yaptığı iş haline gelmiştir.

Kamil Bey’in kızı Nesrin (Ayşe Selen) ve torunu Yasemin (Burçin Öztunç) eve gelir. Nesrin ve kızı Yasemin gidecek başka yerleri olmadığından gelmişlerdir. Kamil bey politik sebeplerle hapiste olan damadı Ömer’in fikirlerini onaylamadığı için kızına soğuk davranır. Kızının selamına bile cevap vermez. Nesrin, darbe sonrası parçalanan ailesinde hayatla tek başına mücadele etmek zorunda kalan ve büyütmek zorunda olduğu kızıyla, çıkış arayışındaki kadınları tipler.

Bütün toplumu saran köşeyi  dönme arzusu, kahvehane sohbetlerinden şakalaşmalara kadar yayılmıştır. Radyodan haberleri dinleyen Kamil Bey, bankerlerin yasal statüye kavuşturulduğu haberini alır. Bankere para yatırma konusunda tereddüt içinde olan Kamil Bey için bu haber, harekete geçmek için yeterli bir motivasyondur. Yıllarca memurluk yapan ve 22 kez teşekkür alan Kamil Bey için güvencenin verilmesiyle filmin dramatik akışı belirginleşir.

Kamil Bey banker bürosunun yolunu tutar. Banker ofisi paralarını ve birikimlerini yatırmak için gelenlerle dolup taşmıştır. Ellerindekini yasal güvence verilen bankerlere götürenler kısa yoldan çok para kazandırdığı iddia edilen türedi burjuvalara bütün birikimlerini yığmaktan sakınmaz. Kamil Bey evini satarak elde ettiği poliçelerle ilk faizine ulaşır. Neredeyse hiç bir emek harcamadan elde ettiği bu kazanç, hoşuna gitmiştir. Çiçek Pasajı’na giden Kamil Bey, burada memur arkadaşlarıyla karşılaşır. Memur arkadaşlarıyla tıpkı kendisi gibi bütün birikimlerini bankere yatırmanın ve çok para kazanacaklarına olan içi boş inancın etkisiyle eğlenir.

Kamil Bey eve bir çamaşır makinesi alır. Kamil Bey’e itiraz kızı Nesrin’den gelir. Nesrin gayet makul gerekçelerle evin satılmasına karşı çıkar. Kamil Bey karakterindeki dönüşümü belli edercesine, geçinememenin ve yıllarca ezilmiş olmanın yarattığı bunaltıyla adeta bir kumarbaz gibi risk almıştır. Evin satılmasının ardından gecekondudan apartman dairesine geçiş, Kamil Bey ve ailesinin sınıf atlama hayalini pekiştirir.

Nesrin İş ve İşçi Bulma Kurumu’nda iş bulur. Nesrin karakterinin yeni işiyle memleketin en yakıcı sorunu olan işsizlik meselesini gösteren Yönetmen Zeki Ökten, 12 Eylül darbesi sonrası uygulamaya konan neoliberal ekonomi politikalarının mağdurlarını ve darbe sonrası finansallaşmanın yarattığı yıkımı aktarır. İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun sürekli büyümesini “işsizlik büyüdü kurum da büyüdü, kurum büyüdü işsizlik de büyüdü” sözleriyle anlatan Nesrin’in amiri böylece engellenemez bir boyuta varan işsizlik olgusunun altını çizer.

Finansallaşmanın yıkıcı etkisi işsizlik ve üretimin gerilemesi olarak büyürken, Kamil Bey’in müdavimi olan kahvehanede erkekler arasında bankerlik ve paradan para kazanma popüler konudur. Bankerlik yoluyla elde edilen kazancın cazibesi, bir girdap gibi herkesi içine çekmektedir.

Yönetmen Zeki Ökten, buz pateni sahnesinde paten kayan insan görüntüleriyle adeta kapitalist toplumun bir küçük modelini sembolize eder gibidir. Kaygan zemin üzerinde buz pateni yapanlar, her an her şeyin tersine dönebileceği ve bütün güvencelerin buharlaşma ihtimaline karşı ayakta kalmaya çabalayan neoliberal dönem insanlarını çağrıştırır. Ökten’in neoliberal döneme yaptığı bu üstü kapalı  gönderme, fondaki müzik ve mutlu insan görüntüleriyle bütünleşir.

(1980-1982 arasında yaşanan ve pek çok insanın mal varlığını kaybetmesine neden olan banker skandalı, siyasi sonuçları bakımından ekonominin daha da tekelleşmesinin önünü açtı. Emekçilerin katkısıyla kurulan İşçi Kredi Bankası ve Bağcılar Bankası gibi bankaların lisanları iptal edildi. Eğitim emekçilerinin kurduğu Türkiye Öğretmenler Bankası da sermaye arttırarak devletin eline geçti. Fotoğrafta kumarhane kapitalizmini sembolize eden Banker Kastelli önünde bankerzedeler.)

Kahvaltıya oturan aile Yılmaz’ın okuduğu gazete haberinden bankerlerin iflas etmekte olduğunu öğrenir. Bankere giden Kamil Bey bankerin henüz batmadığını, önlerine yığılan paraları görünce rahatlar. Kamil Bey geçici olarak rahatlasa da bu biraz sonra olacakların habercisi gibidir. Dramatik örgüyü gerçekçi bir üslupla dile getiren Zeki Ökten, Fehmi Yaşar’ın ustalık kokan senaryosuyla dramatik çatışmayı düğümleyen gelişmeye işaret eder.  Gazetedeki haberin doğru olmadığına inanan Kamil Bey, kızgınlıkla gazeteyi parçalar ve bir daha eve gazete girmeyeceğini söyler. Kamil Bey bu tutumuyla, gelişmelerden haberdar olamayacağı için kendini savunmasız duruma düşürür. Radyodan duyduğu güvence haberiyle bankere para yatıran Kamil Bey, inanmak istemediği bir haberle karşılaştığında öfkeye kapılır. Sıradan bir memurun toplumsal koşulların yozlaştırıcı etkisiyle yaşadığı nevroz, onu çalışmayı takdir eden birinden giderek paranın gücüne inandıran olumsuz bir karaktere dönüştürmüştür.

Neoliberal kapitalizmin ilk kurbanları olan işsizler, Nesrin’in çalıştığı İş ve İşçi Bulma Kurumu’ndan yardım istemektedirler. Dramatizasyonun en yoğun yaşandığı sahnede Nesrin, işsizlikten bunalmış eski bir İstanbul hanımefendisinin (Suna Selen), isteklerine karşılık vermeye çabalar. Dil bilen, piyano çalan ancak ev işi yapmayı gururuna yediremeyen kadın, askeri darbe sonrası çökertilen Cumhuriyet dönemi kadınlarını tipler.

İşler giderek kötüye gitmeye başlar. Kamil Bey her gün uğradığı kahvede engel olamadığı merakıyla gazeteleri karıştırmaya ve iflas eden banker haberlerini takibe başlar. Kamil Bey, okuduğu gazeteden yansıyan dönemin Maliye Bakanı Kaya Erdem’in “vatandaş üç-beş kuruş fazla kazanmak için kumar oynamıştır” açıklaması, iktidardaki sağcı  siyasetin vatandaşı suçlayan ve sorumluluktan kaçan dilidir. Yaşanan banker skandalının aslında bir kumarhane kapitalizmi olduğunu dolaylı yoldan itiraf eden bu haber, bir çöküşün başladığını bildirir. Kuşkuya kapılan Kamil Bey, banker ofisinin yolunu tutar. Kamil Bey işlerin kötüye gittiğini, faizi alamayarak tecrübe eder. Yönetmen Zeki Ökten, Kamil Bey’in bankerle yaptığı telefon görüşmesi sahnesiyle temelsiz ekonomik gidişin az sonra nasıl bir çöküşle sonuçlanacağını bildirir. Bankerzedelerin bürodaki gergin bekleyişi, sonunda büronun yağmalanmasına kadar varır. Boş gözlerle büronun yağmasını izleyen Kamil Bey, sonunda “payına” düşeni, yani büronun kapısını alarak eve gelir. Dün büyük kazançlar hayaliyle yanıp tutuşan orta sınıf, rant ekonomisi çöktüğünde birer yağmacıya dönüşmüştür.

Faize Hücum’da Yönetmen Zeki Ökten sınıf atlama sorununu ele alıyor. Bu filmi benzerlerinden farklı kılan en önemli özelliği, sınıf atlamanın ne denli çılgın bir toplumsal özleme dönüşebileceği ve var olan toplumsal düzenin bu özlemi nasıl sömürdüğünü yansıtmasıdır. Bu özellikleri filmi müstesna bir yere taşırken, şiddet yoluyla dayatılan piyasa mantığı olan neoliberalizmin Türkiye toplumu ve bireyleri üzerindeki etkilerini tartışmaya açıyor. Tank paleti ve 12 Eylül darbesiyle uygulamaya konan 24 Ocak kararlarının, yoksullaştırdığı orta sınıfa sunulan kumarhane kapitalizminin yıkıcı etkileri; yönetmen Zeki Ökten’in yer yer kara mizaha doğru genişleyen traji-komik anlatısıyla yerine oturuyor. Başta tiyatro sanatçısı Genco Erkal olmak üzere filmin oyuncularının role bürünmeleriyle bütünlüklü bir eleştiri sunan film, bu nitelikleriyle tartışılmayı hak ediyor.

[1]Mustafa Sönmez, 100 Soruda 1980’lerden 1990’lara “Dışa Açılan” Türkiye Kapitalizmi, İstanbul, Gerçek Yayınevi, 1992, s.28.

TEILEN