Cenneti Beklerken ya da sanatçının hayatta kalmak derdindeki bir portresi

27

Yönetmen: Derviş Zaim

Oyuncular: Serhat Tutumluer, Melisa Sözen, Bülent İnal, Mesut Akusta, Nihat İleri,        Mehmet Ali Nuroğlu, Rıza Sönmez, Numan Acar, Ahmet Mümtaz Taylan.

Yapım Yılı: 2006

                  @masumlevrek

Celali İsyanları… 17. yüzyıl İstanbul’da Eflatun (Serhat Tutumluer) ve çırağı Gazal (Bülent İnal) birer nakkaştır. Ölü evladının portresini çizen Eflatun, Batı tipi resme eğilimli ressamların 17. yüzyıldaki temsilcisidir. Evlat yitiminin kederi ile başa çıkmaya çalışan Eflatun aslında naif bir karakterdir.

Nakkaş Eflatun, vezirin huzuruna çağrılır. Vezir (Ahmet Mümtaz Taylan) Eflatun’a isyan eden bir eşkiyanın boynu vurulmadan önce resminin yapılması gerektiği emrini verir. Örnek olarak kendi oğlunun Batılı tarzda yaptığı resmini gösterir.

Eflatun’un kendisine dayatılan bu emir karşısında itiraz hakkı yoktur. Çırağı Gazal’ın rehin alınmasıyla Eflatun’un mecburi yolculuğu ve filmin dramatik anlatısı başlar. Eflatun ile Gazal arasında yolculuk öncesi geçen diyalogda Gazal, Anadolu’daki isyanların korkutucu boyutlarından bahseder. Ustası için endişelenen Gazal, bu nedenle ustasından elini sakatlamasını böylece İstanbul’a geri dönebileceğini söyler. Eflatun bunları reddeder ve böylece çırağının rehin alınması karşılığında zorunlu yolculuğa çıkar. Eflatun’un yolculuk sırasında isyancıların saldırısına maruz kalması, reddettiği elini sakatlama eylemini bir mağaranın içinde gerçekleştirmesine neden olur.  Eflatun’un can kaygusu ile siyasi iktidarın baskısı arasında yaşadığı ikilem sonucu kendini yaralaması, içine düştüğü bunalımın yansımasıdır. Can kaygusuyla yaptığı bu eylem bile onun geri dönüşünü sağlamaz. İsyancıların lideri,  Danyal (Nihat İleri) portresini çizmeye mecbur ve memur tutulan Eflatun, ısrarıyla saldırıya uğrayan kervandan sağ kurtulmayı başaran köle Leyla (Melisa Sözen) i de kafileye ekleyerek yola devam ederler.

Siyasi kargaşanın zirveye ulaştığı Anadolu’da kervansaraylar da güvenilir değildir. Eflatun ve Leyla’nın diyaloğunda Eflatun’un aslında Dubrovnik kökenli bir Hristiyan devşirmesi olduğunu öğreniriz. Batı tarzı resme olan eğiliminin kökenlerinin açığa çıktığı bu sahnede Eflatun, rüya ile tasvirin aynı şey olduğunu söyleyerek bir bakıma sanat anlayışını yansıtır. Sanatçının mecburen üstlendiği siyasi misyonun dışında, kendi duygu dünyasını ve sanatsal yaklaşımını ortaya koymasıyla, modernleşmekte olan dünyanın duygular, eğilimler, beklentiler ve hayal kırıklıklarıyla dolu bireyini izleriz. Bir ifade aracı olarak sanat, sanatçıyı yeteneği ile diğer insanlardan ayırmakla kalmaz, ona dünyayı yorumlamakta daha özgürleştirici bir alan açar. Bütün bu siyasi ve ekonomik karmaşanın üzerinde ve dışında kalan naif benliğiyle Eflatun, kendi özgün varoluşunu biçimlendirir. Güvenli nakkaşhanesinden, iç isyanlar ve kargaşanın hakim olduğu Anadolu coğrafyasına doğru çıktığı bu yolculuk, Eflatun’u dönüştürmeye başlar. Kendisini yaralamanın hiçbir işe yaramadığını gören Eflatun, hayatta kalmanın ve görevini tamamlayarak evine dönmenin derdine düşmüştür.

İsyancı şehzade Danyal’ın oğlu Yakub’un (Mehmet Ali Nuroğlu) resmini yapan Eflatun, resmini yaptığı kişinin Danyal değil oğlu olduğunu öğrenince bu duruma itiraz eder ve resmi yapmayacağını söyler. Osman (Mesut Akusta) tarafından bu isteği kesin bir dille reddedilen Eflatun, resmine kaldığı yerden devam etmek zorunda kalır. Siyasal yetkenin mikro düzeyde temsilcisi olan Osman, sanatı da kullanarak yığınlara yalan söylemenin aracısı olur. Böylece otoriterliğin iktidarını korumak için ne denli geniş bir hareket sahası olduğu gösterilir. Eflatun’un resmini yaptığı sırada Yakub’un cazip teklifleri, görevi ile sanatçı kişiliği arasında yaşadığı ikilemi daha da derinleştirir. Biraz sonra boğdurulacak olan Yakub’un acınası hali, o’nun kurtulmadan önce babası Danyal’in Anadolu’nun dini liderleri tarafından “Mehdi” ilan edilmesiyle Anadolu’daki isyanın ideolojik kökeni ve dinsel referansı ortaya çıkar. Anadolu’da toprak düzeninin bozulması ve Akdeniz ticaretinin Avrupa krallık rejimlerinin yeni sömürgeler elde etmesiyle önemini yitirmesinin yarattığı ekonomik çöküş, ideolojik anlamda yeni arayışları kışkırtır. Yoksulların kurtuluşu yüce bir varlıktan örneğin bir “mehdi” den beklemesi işte bu arayışın sonucudur.

Yakub’un kaçmadan önce olanları anlattığı mektup, kaçarken yakalanarak boğularak katli ile dramatik çatışma yeni bir boyut kazanır. Eflatun’un aynadaki suretinde kendisini değil Yakub’u görmesi, filmin enteresan, bir o kadar da felsefi sahnesidir. Eflatun’a görünen, acı çeken ve can derdine düşen insanın aynadaki yansımasıyla ortaya çıkan “başkası insanın cehennemidir” sözünü hatırlatırcasına bir başkası olma halidir. Sanatçının empati yapabilme yeteneğine yaptığı bu gönderme, Derviş Zaim’in incelikli film anlatısını bütünler.

Çelişkilerin ve siyasi hesaplaşmaların ortasında kalan Eflatun, üzerindeki baskıya rağmen gerçeği söyler. İsyancı şehzade Danyal’i değil, oğlu Yakub’un katledilmesi isyanın devam edeceğinin habercisidir. Osman’ın yardımcısı Mustafa (Numan Acar) verdiği Eflatun’un çok şey bilmesinden dolayı katli emri, dramatik çatışmanın düğümüdür. Eflatun’un sevgisine ve ilgisine maruz kalan Leyla’nın konuşmayı duyması ve Eflatun’a kaçması gerektiğini söylemesi gerilimi ve tempoyu yükseltir. Gerçekleri söylemekten çekinmeyen her sanatçı gibi Eflatun’un şahit oldukları siyasi otorite için bir tehdittir. Yakub’un katlinden sonra yola koyulan ancak yolda ele geçirilen kervandan sağ kurtulan Eflatun kervansaraya geri dönmek zorunda kalır. Eflatun’u öldürmekle görevli Mustafa ise isyancıların saldırısıyla hayatını kaybeder. Kafileden geri kalanlar Eflatun, Leyla ve Osman isyancılara esir düşer. Şehzade Danyal kervansarayda oğlunun katledildiğini öğrenir. Şehzade Danyal, Eflatun’dan yanında getirdiği resme Anadolu’daki muktedir olma durumunu sembolize edecek bir mehdi eklentisi yapmasını ister. Resme baskı yoluyla yapılan bu müdahale, sanatın içeriğine yönelik müdahalelerin kökeni hakkında bir fikir verir. İktidarını resim sanatıyla belgelemek isteyen otoriter zihniyet dünyası, sanatın içeriğine müdahale etmekten, onu kendi siyasi hedeflerine göre biçimlendirmekten kaçınmaz. Türlü maceraların ardından İstanbul’a dönmeyi başaran Eflatun ve Leyla evlenir. Eflatun, resmi saraya ulaştırdığında sorguya çekilse de, canı bağışlanarak kapı dışarı edilir. Gazal ile nakkaşhanesinde buluşan Eflatun, Gazal’dan isyancıların resimlerini Batı tarzında resmetmek zorunda kaldığını öğrenir. Eflatun’a göre resim konusunda daha tutucu bir tavrı olan Gazal, bu yüzden hastalandığını ve iyileşmek istediğini belirtir.

Cenneti Beklerken ile Yönetmen Derviş Zaim, taht kavgaları arasına sıkışmış sanatçının hayatta kalabilmek için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Bütün düzenin altüst olduğu 17. yüzyıl Anadolu’sunda köylülerin adalete, berekete hasreti ve borçtan kurtulma istemlerinin neden olduğu Celali İsyanlarını merkezine alan yapım; isyanın içinde taraf olmak zorunda kalan sanatçının dramını aktarıyor.

Derviş Zaim, film ile ilgili kendisiyle yapılan röportajda filmin ilhamını 12. Yüzyılda Sultan Sencer’i öldürmek üzere yola çıkan bir casusun robot resminin çizilerek dağıtılmasından aldığını anlatır. Derviş Zaim, Cenneti Beklerken ile  günümüzün de meseleleri olan sanat ve birey, sanat ve toplum ile sanatçının sorumluluğu gibi kavramlar üzerine izleyicileri düşünmeye davet ediyor.

Minyatür sanatı estetiğinin 16. Yüzyıldaki temsilcisi Nakkaş Osman’ın[1]  eserlerinden ilhamını alan Cenneti Beklerken, geleneksel Türk sanatlarının imkânlarını ustalıklı bir kurguyla birleştirmeyi başarıyor. Sanatçının yapmak zorunda kaldıkları ile kendi özgün kimliğini koruma çabası arasında çatışma olgusu, biçim değiştirse de bugün de varlığını korumaya devam ediyor. Dün resim yoluyla iktidarının sembolize edilmesini isteyen zorbanın yerini, bugün resme ve sanata meta olarak bakan piyasacıların alması ve sanatçının eserini piyasaya göre biçimlendirmesi göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Bütün bunların dışında biçim ve yeni bir arayış çabaları içindeki sanatçılarıın varlığı, sanatın özgürleştirici ediminin ta kendisi. Cenneti Beklerken filmini, tarihsel bir birikime dayanması ve resim sanatı estetiğini ciddiye alan biçim-içerik bütünlüğü sunması, onu müstesna bir film yapmaya yetiyor.

[1]    https://tr.wikipedia.org/wiki/Nakka%C5%9F_Osman

TEILEN