Ne Kadar Tehdit O Kadar Tedbir

23

Salih Zeki Tombak’ın daha önce Kuzgun Portal’da yayınlanan bu yazısını yazarın izniyle sitemizde yayınlıyoruz.

Karşılaştırmalar yapalım istiyorum.

Böylece Corona virüsü salgınının, toplumların sağlığına, ekonomiye ve siyasete ilişkin muhtemel sonuçlarını kim ne büyüklükte bir tehdit olarak algılıyor; algılar arasında bir uyum var mı, sorularına bir cevap verebiliriz.

Tehdit algısının büyüklüğünü, alınan kimi tedbirlerin büyüklüğüne bakarak anlamak mümkün.

Pek çok hükümet, Merkez Bankası veya uluslararası kurum, Coronavirüs salgınının, henüz devam etmekte olduğu dönemde; katı veya gevşek, genel veya kısmî karantina önlemlerinin başarısı için, devletlere, çalışanlara, işini kaybedenlere ve zaten işsiz olanlara doğrudan gelir transferi, zor duruma düşen şirketlere bu dönemi iflas etmeden atlatmaları için hibe veya kolaylaştırılmış acil kredi paketleri açıkladılar.

Salgın tehdit olmaktan çıktığında yarattığı ekonomik yıkımı gidermek, krizi çözmek ve ekonomileri yeniden ayağa kaldırmak içın başka bir dizi tedbir ve destekleme paketı bir ihtiyaç haline gelecektir.

Diğer taraftan yaşanması muhtemel ekonomik krizin yol açacağı uluslararası sorun, gerilim ve çatışmalar da yeni uluslararası kurumların, blokların ve ilişkilerin ortaya çıkmasına yol açabilecektir.

Tanka Karşı Mantar Tabancası; Uçağa Karşı Şeytan Uçurtması!

Hükümetlerin salgının hızını kesmek için aldığı sağlık ve izolasyon çabalarını karşılaştırmak niyetinde değilim. Dilerim her hükümet toplum sağlığını koruma gayretlerinde azami ölçüde başarılı olur. Ve can kayıplarını olabilecek en düşük seviyede tutar.

Karşılaştırmayı açıklanan finansal paketler üzerinden yapmak uygun olur. Öncelikle bugünün dev parasal paketlerini bir önceki uluslararası ekonomik krizin parasal genişlemesiyle kıyaslayalım.

2008 krizinde, büyük bölümü ABD tarafından gerçekleştirilen “dev” parasal genişleme, toplam 4 trilyon dolar tutarındaydı. Bugünkü rakamlar şöyle:

-ABD Kongresi hükümetin getirdiği 2.2 trilyon dolarlık destekleme paketini kabul etti.
– Temsilciler Meclisinin Demokrat partili Başkanı Pelosi 4 trilyon dolarlık bir paketin hazırlığının yapıldığını duyurdu.
– ABD Merkez Bankasi elinde Amerikan tahvili olanlar, bunlari vadesinden önce çözmek isterse, herhangi bir indirim yapmadan paraya çevireceğini açıkladı.
-ABD Merkez Bankası FED 700 milyar dolarlık;
– İMF 1 trilyon dolarlık,
-Norveç 1 trilyon dolarlık,
-Japonya 985 milyar dolarlık,
-Almanya 550 milyat euro ve 168 milyar dolar,
– Fransa 400 milyar, Ispanya ve Italya 200 milyar euro ve
-Avrupa Merkez Bankası 750 milyar euroluk bir destek paketi ortaya koydu.
– FED Güney Kore ve Brezilya’ya 60’ar milyar dolarlık swap imkanı açtı.
– Bugün NATO’nun da askerî ve malî yardım paketi ilan ettiğini okudum.
– Çin Halk Cumhuriyeti’nin aldığı kapsamlı finansal tedbirler ve destekleri de not edelim.

Görüldüğü adı geçen devletler; tehlikenin boyutlarıni “görülmemiş büyüklükte” tehdit olarak algılamışlardır.

Ayrıca Almanya Şansölyesi Merkel, bir Alman siyasetçi içın sarsıci bir karşılaştırma yaparak, salgın tehtidini “2. Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük tehdit” olarak tanımlamıştır.

Geldik mantar tabancası ile şeytan uçurtmasına.

Yıllardır ekonomimizin uçtuğu, Almanya’nın bizi kıskandığı, dünyanın ilk on ekonomisine girmek üzere olduğumuz ve bu yıl da %5 büyüyeceğımiz masalıni tekrar eden iktidar; büyük bölümünün ekonomik bir karşılığı olmadığı aşikâr olan kâğıt üstünde veya başka bir ifadeyle “sözde” 100 milyar liralık bir paket açıkladı. Yaklaşık 15 milyon dolar!

Yetmedi, halka iban numarası göndererek yardım istedi. Yardım kampanyasını genelgelerle kamu için “salma”ya dönüştürdü. Kurtuluş Savaşı’nın TBMM’de müzakere edilerek kanun haline getirilmiş Tekalif-i Milliyesini ekranlardan bütün detaylarıyla ve tekraren okuyarak akıllara “n’oluyor?” sorusunu düşürdü.

Belli ki Saray, mevcut salgını Türkiye toplumunun sağlığına ve ekonomik hayata bir tehdit olarak algılamamaktadır. Aksine bizzat Erdoğan ve Bakan Albayrak; salgının Türkiye için bir fırsat olacağını ve bu dönemden ekonominin büyüyerek çıkacağını toplum önünde dile getirmişlerdir.

Dolayısıyla ya Saray, ya adı geçen yönetimler ve kurumlar ağır bir yanılgı içindedir.

Saray ve Kurmayları Olanı Anlamıyor.

Saray’ın tehdidin boyutlarını kavrayamadığının başka açık göstergeleri de var.

Aklı başında hiçbir iktidar; böyle felâketli dönemleri iç gerilimleri kaşıyarak ve derinleştirerek ve küçük, çok küçük hesaplarla göğüslemez.

Muhalif Büyükşehir belediye başkanlıklarının yardım kampanyası hesaplarını bloke ettirmek;  Muratbey ilçe belediyesinin  yoksullara yemek dağıttıği aşevınin  bağış hesabını kapattırmak gibi “dahice aksiyonlar”dan sözediyorum.

Veya cezaevlerini salgın tehdidi nedeniyle, tamamen boşaltmak gibi rasyonel bir tedbir almak yerine; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sabahat Tuncer gibi muhalif siyasetçileri, Osman Kavala gibi aydınları, Selçuk Kozağaçlı gibi Soma madenci katliamı ve benzeri  davalarda davacı vekili olan avukatları, çok sayıda gazeteciyi ve sosyal medya paylaşımları yüzünden tutuklanmış binlerce düşünce suçlusunu ve dünyada eşi benzeri sadece diğer faşist rejimlerde görülecek genişlikte bir “terör” tanımının kapsamına sokularak hapse atılmış on binlerce kişiyi içeride tutan bir düzenlemedir  yapılan. Buna karşılık katiller, uyuşturucu suçluları, suç örgütü mensupları, hırsızlar vb vb sokağa salınacaktır. Toplum vicdanında düzenlemenin özünü oluşturan eşitsizliğin ve adaletsizliğin açacağı yaraya ek olarak yakın zamanda adli suçlarda yaşanabilecek bir patlamanın sorumluluğu da, yasa böyle geçerse,  iktidara ve tek karar verici konumundaki tek adama yazılacaktır. Buradaki fırsatçılıkta akıl olmadıgını söylüyorum.

Veya polisin, kapanmış bir kahvehanede gizlice saç kesen bir berbere operasyon düzenlemesinden ve “alın bunu, alın bunu” görüntülerini haber yapan iktidar medyasından sözediyorum.

Iktidarın maske konusunda çok kısa bir zaman aralığında, neredeyse hergün değışen kararlarından sözediyorum.

Hazır salgın varken HDP’li 8 belediyeye kayyım atama fırsatçılığina işaret ediyorum.

Yanlış Hesap Bağdat’tan..

Peki küçük hesaplar iktidara fayda sağlıyor mu? Elimizde bir gösterge var.  Sarayın bağış kampanyasına, hergün telefonlara gelen mesajlara; tv ekranlarındaki uyarılara ve bu bağış mesajının iktidarla ilişkilerde “ibraz edilmesi gereken bir belge” niteliği olmasına rağmen, sms ile 10 liralık bağış sadece 4 milyon adet gerçekleşmiştir. Her birini ayrı kişilerin gönderdiğini  varsaysak bile, kendisine 24 milyon seçmenin oy verdiği AKP’nin her altı seçmeninden beşi, bunlara 10 liralık güven duymadığını ortaya koymuştur. MHP seçmenini de hesaba katarsak itibarın nerelere düştüğü daha iyi anlaşılır.

Elbette seçmen nezdinde itibarsızlaşma seçimler gündeme gelirse önem kazanır. Seçimlerin olağan tarihine çok var. İktidar zaman kazanabilirse, salgın geçerse, ekonomik kriz atlatılırsa, bütün bunlar toplumda derin acılar ve yaralar biriktirmezse ve o güne kadar bu maliyetler unutulursa, seçime gitmeyi ve kazanmayı umuyor.

Muhalefet de hata üstüne hata yapan ve hem salgın, hem ekonomik sıkıntılar yaşayan topluma zerre kadar çare aramayan iktidarın yıpranacağını ve o gün geldiğinde seçim kazanacağını umuyor. Bu yüzden zamana oynuyor ve iktidara zeytin dalı uzatmaktan yorulmuyor.

Hem iktidarı ve hem de etkisiz muhalefeti silip süpürecek bir tufan yaşanıyor, anlayana!

Sadece iktidar değil; küçüklü büyüklü sermayedar da salgını fırsat olarak gördü. Yüzbinlerce işçi karantinanın ilk günlerinde işten çıkarıldı.

İşçisine “corona pozitif olursam, sorumlusu benim” diye kağıt imzalatan dev inşaat şirketleri var. Eldeki maskelerin ihracına izin veren hükümet, Umre’ye 21 bin kişiyi salgın ortamında gönderen hükümet/diyanet; hala cuma namazı kıldırmakta ısrar eden diyanet ve bugün el altından maske ihraç eden yandaş fırmalar..

Hükümetin vergi borçlarıni affettiği büyük sermayedarlara,  affedilen miktarın yanında devede kulak nisbetindeki bağışlarını vergı matrahından düşme imkâni tanıması…

Ve salgın ortamında “sahte maske ve sahte dezenfektan üreten” küçük ve orta ölçeklı alçaklar! İçişleri Bakanlıği bu şahıslardan 361’inin yakalandığıni duyurdu.

Her büyüklükteki sermayenın salgın karşısındaki röntgeni budur.

Çayır Hızla Kuruyor

Milyonlarca evde, yarın endişesi var. Milyonlarca evde anneler çocuklarını, yasağa rağmen sabahtan sokağa salıyor. Çünkü ellerine vereceği bir kuru ekmeği yok.
Işsiz babalar bütün gün dışarılarda. Belki günlük bir iş, belki o günü kurtaracak bir küçuk borç veya yardım bulma ümidiyle. Çoluk çocuğun aç gözlerle kendisine bakmasındansa, sokaklarda olmak daha iyi.

Bakkaldan margarinin yarısını, dörtte birini alıyor insanlar.

Salgından önce “belki iş bulurum” ümidi vardı. Artık yok.

Iktidarın son barutu “4 milyon aileye biner lira yardım” vaadi. O paranın hangi ihtiyacı karşılamaya yeteceği ayrı konu, gerçekten kaç aileye ve kaç defa verileceği, o ailelerin nasıl belirlenmiş olduğu meçhul.

Bir on beş gün daha bin lirayı umut ederek  beklemeye gayret eder milyonlarca insan.

Ama meçhul olmayan şeyler var.

Birincisi bu iktidarın toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak büyüklükte kaynak yaratma veya bulma imkanı yoktur; böyle bir kaynak bulsa, bunu halk yararına kullanma niyeti de yoktur.

Ikincisi en kötü tercihlerinin hiç birinden vazgeçmeye veya değişiklik yapmaya niyetı yoktur. Misal:

– Sayıştay raporuna göre Saray’ın bir günlük harcaması 4.5 milyon tl. Ayda 137 milyon ve yılda 1 milyar 644 milyon lira. “Biz bize yeteriz” kampanyasında toplanan 1.5 milyar liradan fazla. Ahlat ve Marmaris Saraylarının inşaatları ise devam ediyor.

– işsizlik fonunun 131 milyar lirası alınmış ve yerine hazine tahvilleri ve bonolar konmuş. Şimdi Merkez Bankası, bu hafta bastığı paralarla o tahvillerin 5 milyar liralık bölümünü satın alıyor. 126 milyarın akıbetı meçhul.

– Bugün bir bakanlık yetkilisi çocuklarının karnını doyuramadığıni söyleyen vatandaşa “geber” dedi.

Çayırın otu hızla kuruyor.

Dayanışma Ağları İlmek İlmek Örülüyor..

Karantinanın  ilk günlerinden itibaren en çok duyduğum iki söz: Birincisi “evde kal”. ikincisi Dayanışma!

Oturduğu binadan, yakın çevresinden başlayarak binlerce insan, yaşlının, ihtiyaç sahibinin, hastanın, sahibinin ilgilenemediği ev hayvanlarından sokak hayvanlarına, herkese ve her şeye yetişmeye çalışıyor. Küçük imkanlar birleştiriliyor; koliler hazırlanıyor, belirlenmiş ailelere götürülüyor.  Ilçe belediyeleri ve büyük şehir belediyeleri de imkânlarını seferber ediyor.

Ama koskoca bir toplumun dayanışma kolileriyle ayakta kalmasının imkânı yok. O dayanışma ağları,  toplumun dizlerinin üstünde doğrulmaya karar verdiği anı bilmek veya hiç değilse hissetmek için, bir dokunma örgütlenmesi olarak önemli.

Gene de önümüzdeki ilk toplumsal-siyasal krizden çıkış muhtemeldir, sistem içi seçeneklerden biri veya bir kaçı üzerinden gelişecektir. Belki bir kere daha, uluslararası sistemden büyük miktarda kaynak temin edecek bir iktidar. Belki halkın öfke birikimini  tatmin ederek sistemi güvenceye alabilecek bir iktidar seçeneği veya baska bir seçenek.

Her durumda ortaya çıkan iktidar seçeneğinin ömrü kısa olacaktır.

Ve bu adımda halk, talep ve tepkilerinin görmezden gelinmesine nihai olarak son verecektir.

Bundan sonrası için halkın yola bıraktıği işaretlere bakacağız.

TEILEN