SSCB’de Stalin Sonrası Döneme Geçiş: Çöküşün Kodları (3. Bölüm)

33

 

Sinan Dervişoğlu’nun daha önce Kuzgun Portal’da yayınlanan bu yazısını yazarın izniyle sitemizde yayınlıyoruz.

SSCB’de Stalin Sonrası Döneme Geçiş: Çöküşün Kodları (3. Bölüm)

III Stalin’in Ölümü: Sorular, Kuşkular

Stalin’in ölümü ve onu çevreleyen sorular, ne SSCB’de, ne de uluslararası komünist harekette 40 yıl boyunca, 1990’lara kadar tartışılmamış, gündeme getirilmemiş, ortada bir soru işareti dahi olduğu konuşulmamış, irdelenmemiştir. Bu dönem zarfında bu konuda kuşkularını dile getiren tek lider, Arnavutluk Emek partisi lideri Enver Hoca’dır. Enver Hoca, Stalin’e ilişkin kişisel anılarında (bkz.”Enver Hoca Stalin’i Anlatıyor”) “..Stalin’in ölümü de kuşkuludur ve karanlık bir olay olan “Doktorlar komplosu” ile bağlantılıdır” demektedir. Bugün “Doktorlar Komplosu”nun Stalin’den bağımsız bir iç iktidar kavgası olduğunu ve utanç verici bir anti-semitizm dalgasına yol açtığını belgeler ışığında görmüş bulunuyoruz (bkz önceki yazı). Ancak Stalin’in ölümü konusundaki kuşkusunda Enver Hoca haklıdır ve uluslararası hareketteki muhalif konumu (ve SBKP önderliğini yakından tanıması) nedeniyle, bu konuda tek sesini yükselten o olmuştur.

Bu konu niçin tartışılmamış ve (aşağıda göreceğimiz gibi) örtbas edilmiştir? Bu sorunun cevabı “niçin 19.Kongre belgeleri yayınlanmamıştı?” sorusunun cevabı ile aynıdır. 19.Kongre, Stalin’in ölümü ve daha sonra aşağıda ele alacağımız Beria’nın ölümü, SBKP tarihinde ciddi bir kırılmanın, SSCB’nin geleceğine damgasını vuracak bir yeni yönelimin şekillendiği kritik bir momenti temsil etmektedir. 1953 – 1990 arası tüm uluslararası komünist harekette mevcut olan statükonun temelleri burada oluşmuştur, ve varlığını bu statükoya borçlu olan SBKP önderliği (sadece Kruşçev değil, sonraki Brejnev ve Gorbaçov da dahil) kendi pozisyonlarının meşruluğunu tartışma konusu yapacak her türlü somut olguyu filtrelemiş, ayıklamış, kitlelerin bilgisinden uzak biçimde arşivlere gömmüştür.

Buradan, Türkiye’den “Stalin ölümünün perde arkasını açıklıyoruz!” türünde bir önermede bulunmamız, şüphesiz haddimizi fazlasıyla aşan bir iddia olurdu. Birçok detayı hala Rus devlet arşivlerde erişilmez durumda olan bu olaya ilişkin ancak şunu yapabiliriz ve yapacağız: Değişik kaynaklardan bu olaya ilişkin belirtilen ve birbirini teyit eden olguları sıralayıp, en azından ortaya çıkan tutarsızlıkları ve kafada oluşan soruları ortaya koymak. Başlayalım:

  • 1953 başında Stalin topyekûn sağlık kontrolünden geçer. Hafif yüksek tansiyon başlangıcı ve eklem romatizması dışında sağlığı mükemmeldir, hatta (onun neredeyse sembolü haline gelen) pipoyu ve tütünü sağlığını korumak için bırakmıştır!.

  • Stalin’in ev ve kişisel güvenlik sorumlusu değiştirilir. Yıllardır ona sadakatle hizmet eden sekreteri Poskrebişev ve muhafız komutanı General Vlasik “güvenilmez oldukları” gerekçesiyle görevden alınır. İşlemi yürüten Malenkov’dur.

  • 28 Şubat 1953 günü Stalin’in Kuntsevo’daki evinde akşam yemeği yenilir ve herkes evine gider. Hafif bir yemek yenilmiş, içki içilmemiştir.

  • 1 Mart 1953:  Görevliler saat 20:00’de Malenkov ve Beria’yı arayarak “Stalin yoldaşın kapısının kapalı olduğu, adeti gereği çoktandır kalkması gerekirken kalkmadığı ve dışardan gelen seslere cevap vermediği” iletilir.

  • Stalin’in evine öncelikle Beria, Kruşçev, ve Malenkov gelir ve herkesi uzaklaştırır. Saat 23:00’de kapıyı açtırıp içeri girerler ve Stalin’in yerde baygın yatar durumda bulurlar. Bir kriz geçirmiştir.

  • Sovyet tarihçisi general Volkogonov’a göre Beria, evdeki güvenlik elemanlarına ve hizmetlilere, “Doktora gerek olmadığını, Stalin yoldaşın dinlenmeye ihtiyacı olduğunu, ve onu rahatsız etmemelerini” söyler !! Stalin yatağına yatırtılır.

  • 2 Mart’ta (krizden 12 saat sonra !) doktor çağırılır

  • Sergo Beria, sonraki iki günde “babasının ortadan kaybolduğunu, geldiğinde de (ferahlamış bir şekilde)  “Stalin artık siyasi hayata dönemez” dediğini aktarır.

  • 2 gün sonra Stalin’in durumu ağırlaşır, çağırılan doktorlar bir şey yapamaz.

  • 4 gün süren komadan sonra 5 Mart 1953 günü Stalin’in öldüğü ilan edilir. Ölüm sebebi beyin kanamasıdır.

Burada, her türlü “komplo teorisi”ne kulağımızı tıkasak dahi, akla gelebilecek en basit ve doğal soru ortadadır: Niçin 12 saat doktor müdahalesi geciktirilmiştir?

Sonrasında gelişen olaylarda tek “pürüz” yaratan olgu, Stalin’in (sağ olan) oğlu Vasili Cugaşvili’nin tepkisidir. Kruşçev’in anılarında “sarhoş, sorumsuz ve haylaz bir çocuk” olarak tarif ettiği Vasili için, yakın arkadaşı Sergo’nun tanıklığı farklıdır. Büyük Savaş’ta hava kuvvetlerine yazılan ve babasının adına layık olabilmek için aşırı cesur ve gözü pek uçuşlar yapan, sayısız Alman uçağını düşüren ve madalya alan genç bir savaş kahramanıdır. Vasili babasını ölümün duyunca, bulunduğu her mecliste “Alçaklar! Babamı onlar öldürdüler!” diye açık açık parti önderlerini suçlar. Önceleri ses çıkarılmayan Vasili, kısa zaman sonra, aynı sene (1953) hapse atılır ve 8 sene (1961’e kadar) önce hapse, sonra sürgüne yollanır. Sürgünden sonra göz altında yaşar, alkolizme kapılır, ve bir yıl sonra evinin kapısında bıçaklanmış olarak bulunur.

Bugün SSCB’de sosyalizmin yıkılması, aynı zamanda mevcut SBKP yönetiminin 30 yıl boyunca Stalin konusunda koyduğu bu “cendere”nin de yıkılmasını getirdi, ve insanlar Stalin’in ülkesine ve halkına kattığı değerleri açıkça dile getirirken, kimi araştırmacılar da yıllar boyu kapalı tutulan dosyaları cesurca açmaya yöneldiler. Bugün ortada bir “Sovyet iktidarı” da kalmadığı için mevcut Putin iktidarı açısından da hiçbir risk oluşturmayan bu konu, açıkça ve serbestçe tartışılmaya başlandı. Bugün Youtube’da “Stalin’in ölümü” başlığıyla yapılacak herhangi bir arama, yetkili ağızlardan gelen çok sayıda somut iddiaya, tartışmaya ve delillere ulaşmayı mümkün kılmaktadır. Ortaya konulan olgular, farklılıklar ne olursa olsun şu noktalarda birleşmektedir:

  • Stalin’in ölümü kesinlikle “doğal” bir ölüm değildir.

  • Mevcut üst yönetimin çoğunluğunun bu ölümden çıkarı vardı.

  • Muhtemelen bu ölüm, bu grup içinden bir ekibin planıydı.

  • Bu iddiayı destekleyen çok sayıda olgu ve tanıklık arasında şunlar dikkat çekicidir:

    • Parti lideri A.Mikoyan, bizzat Enver Hoca’ya “Stalin’den kurtulduklarını” söyleyerek bununla övünmüştür

    • Diğer bir lider, Kaganoviç, ABD’den gelen akrabası Kahan’a “Stalin’den kurtulduklarını” gene övgüyle anlatmıştır.

    • Beria, liderin ölümünden sonra birkaç defa “Stalin’den sizi ben kurtardım” diyerek hava atmıştır.

    • Ceset üzerinde otopsi yapan Kremlin doktoru Rusakov, yayınladığı raporda “cesette çok sayıda zehirlenme alameti olduğunu” belirtmiş; bir süre sonra Rusakov “ölmüş” ve evi ve ofisi raporu bulmak için altüst edilmiştir. Rusakov’ın gizli bir yere sakladığı rapor kopyası daha sonra bulunarak KGB arşivine alınmış, Yeltsin döneminde arşivleri elden geçirmekle görevli general, raporu bizzat gördüğünü ve okuduğunu belirterek içeriğini ifşa etmiştir.( https://www.youtube.com/watch?v=Ppnj0rZKfqQ)

    • Yukarda zikrettiğimiz tarihçi Nikolay Nad, Stalin’in ölümüne yol açan ilacı veren hemşirenin adına kadar ayrıntı sunmuştur. Nad’a göre bu suikastın operasyonunu yürüten Beria’dır.

Yukarda sorduğumuz sorunun, yani “Stalin ile diğer liderler arasında bir gerilim var idiyse, bu nasıl çözüldü?” sorusunun cevabı da bu (artmaya devam edecek) olgular yığınında yatmaktadır: Bu gerilim, bizzat Stalin’in fiziki tasfiyesiyle çözülmüştür!.

Ancak her tasfiyede olduğu gibi, süreç asla tek adımda bitmez, ve bir istikrarın oluşması için “tasfiyecilerin tasfiyesi” de gündeme gelmek zorundadır.

BERİA’NIN ÖLÜMÜ

İktidarı ele alan ve kendini “kollektif liderlik” olarak lanse eden Dörtlü Blok, saptadıkları politikaları uygulamaya başlarlar. Doğu Avrupa’daki Halk Demokrasilerinde, özellikle Beria’nın ısrarıyla yürürlüğe konulan demokratikleşme planı sonucu, 1953 Haziran’ında Demokratik Almanya’da inşaat işçileri büyük bir kitlesel hareket başlatırlar ve hareket güçlükle ve zor kullanarak bastırılır. Bu durum, liderlik içinde Beria’nın konumunu biraz sarsar; ancak o, başına geçtiği istihbarat aygıtı dolayısıyla kendi gücüne güvenmektedir. Stalin aradan çekildikten sonra, Dörtlü Blok içinde ayrılıklar su yüzüne çıkmaktadır. Beria, Stalin’den de daha radikal biçimde partiyi tamamıyla geri plana itme konusunda kararlıdır (“Parti ülke yönetimiyle ilgileneceğine otursun “yeni insanı” yaratmakla uğraşsın”). Ancak Beria’nın bu ısrarı, (Stalin’den farklı olarak) “Marksist devlet teorisine yönelik bir hassasiyet”ten çok, Marksist teoriye pek inanmayan bir yönetici olarak onun teknokrat ve “icraatçı” reflekslerinden kaynaklanmaktadır. Kruşçev ve Malenkov ise partinin üst ve orta kademelerinin, parti bürokrasisinin temsilcisidir; ya da, daha doğru bir deyişle, 1930’lardan beri siyasi merkezin ilerletici projelerine direnen, ayak sürten ve yetkilerini azaltmaya asla razı olmayan bir kesimi yanlarına alarak ellerini güçlendirmeyi ve iktidara yürümeyi planlamaktadır. Bu, ikinci bir gerilimdir; ancak bu sefer karşılarındaki muarız olan Beria’nın, hem kişiliği, hem de elinde tuttuğu güç açısından şakaya gelir yanı yoktur.

Sergo Beria, babasının yakalanıp idam edilmesine ilişkin 6 farklı öykünün mevcut olduğunu, bunların hiçbirinin de gerçeği yansıtmadığını söylemektedir. Bunların ikisini ele alalım:

  • Kruşçev’in resmi versiyonu: Kruşçev anılarında “Beria’nın Prezidiyum’a çağırdıklarını, orada kendisine ilgili suçlamaları ilettikten sonra direkt tutuklanarak cezaevine gönderildiğini, uzun bir mahkeme sürecinden geçtiğini, Beria’nin içerden hala kendilerine mektup göndererek af dilediğini, sonra mahkemenin kendisini ihanetten suçlu bularak mahkûm ettiğini ve kurşuna dizildiğini” yazmaktadır.

Sergo’nun tanıklığı: Beria’nın oğlu olarak Sergo da önce gözaltına alınmış, ölümle tehdit edilmiş ve uzun süre cezaevinde kalmıştır. Hapisten çıktıktan yıllar sonra, bu mahkemenin hakimleriyle görüştüğünde şu cevabı almıştır: “Mahkemenin oturumlarının HİÇBİRİNDE Beria’yı şahsen görmedik; onu gıyabında yargıladık” !! Ortada düzmece bir mahkeme vardır; bu süreç zarfında Beria’nın nerede ve ne durumda olduğu meçhuldür.

  • Kruşçev’in “gayrı resmi” versiyonları: İspanyol KP’nin PB üyesi (sonradan ayrılan) Jorge Semprun anılarında (“Ne Güzel Bir Pazar”, Everest Yayınları s.166) tüm KP temsilcilerinin bulunduğu bir uluslararası toplantıda, Kruşçev’den olayın farklı bir versiyonunu duyan Parti lideri Carillo’dan dinlediklerini aktarır. Şöyle demiştir Kruşçev: “Beria çok zorlu ve tehlikeli bir düşmandı. Onu Kremlin’e çağırdık; fakat güvenlik görevlilerinin hepsi MVD (Beria’nın başında olduğu İç İşleri Bakanlığı) elemanlarıydı. Çağırdığımız odada onu bir general tabancasıyla vurdu. Ölüsünü halıya sararak, güvenlik görevlilerine bir şey hissettirmeden odadan çıkardık” (Semprun, toplantıda hazır bulunan İngiliz komünistlerinin “Meseleyi tam centilmen usulü halletmişler” diyerek alay ettiklerini de aktarır.) Başka versiyonlarda onu “Jukov’un tutuklayarak hapse yolladığını” iddia eder

Sergo’nun tanıklığı: Sergo yakın aile dostu olan Mareşal Jukov ile yıllar sonra görüşür. Jukov, “siyasi komiserler” mekanizması ile Parti’nin ordu işlerine karışmasından rahatsız olan bir profesyonel askerdir ve “partinin günlük işlerden çekilmesi” konusundaki kararlı tavrı dolayısıyla Beria ile oldukça yakın ve samimidir. Jukov yıllar sonra olan görüşmesinde Sergo’ya şunu söyler: “Onu tutukladığım, ya da onu vurduğu iddiaları tamamıyla uydurmadır, zira tüm o süreç boyunca babanı 1 kere dahi görmedim !” Beria’nın tasfiye sürecinde Jukov’un adının anılmasındaki maksat, tamamıyla o yıllarda halk nezdinde olağanüstü prestiji olan Kızıl Ordu’nun ve onun en başarılı komutanının adını kullanarak olaya haklılık ve meşruiyet katmaktır.

O zaman gerçekte ne olmuştur?

Sergo Beria, 26 Haziran 1953 günü işyerinde çalışırken babasına sadık bir arkadaşından bir telefon alır ve kendisine “Baban öldü, evin abluka altında, senin hayatın da tehlikede” denilir. Makenkov ve Kruşçev’e ulaşmaya çalışır ve Kruşçev “Evham yapmasın. Ona araba yollayacağım, evine gitsin” der. Evine vardığında babasının yatak odasının pencerelerinin mermi izleriyle delik deşik olduğunu, kapıların da kırıldığını görür. Evdeki hizmetliler “silah sesleri duyduklarını, ondan sonra da evden sedyeyle yaralı birinin götürüldüğünü” söylerler. Beria ortada yoktur. Resmi idamına kadar da kendisinden haber alınamayacaktır.

Sergo’ya göre babası Beria’ya direkt silahlı bir saldırı yapılarak gözaltına alınmak istendi; o da kendini savunurken yaralandı ve o halde gözaltına alındı. Bu andan resmi “idamı”na  kadar geçen 6 aylık süreç, tamamıyla Kruşçev’in Parti kadrolarını ikna etmek, parti yönetiminde bu konuda bir konsensüs yaratmak için örgütlediği bir süreç oldu. Aylar süren (ve Beria’nın bulunmadığı!) mahkeme, onun aleyhine MK’da bilgi veren “tanıklar” (“zamparaydı”, “genç kızları ağına düşürürdü” ..vs gibi) 6 ay boyunca bu amaca hizmet etti. Gerek partide, gerek kamuoyunda gerekli mutabakatın oluştuğunu hissettiği anda da onu idam ettirdi.

Sergo’nu açıklaması makul gözükmektedir, zira:

  • Beria’yı Sovyet sistemi içinde hiçbir kanun maddesi ya da yasal mekanizma ile tutuklamak ya da gözaltına almak mümkün değildi (“tutuklama” yetkisine resmen sahip bütün kurumlar onun denetimi altındaydı) . Onu hareketsiz kılmanın tek yolu ancak Sergo’nun olduğunu söylediği türde bir “baskın” olabilirdi.

  • Beria’yı 1930’ların Parti içi tartışmalarında olduğu gibi, eşit koşullarda ve onun da söz hakkı olduğu açık bir tartışma ile gözden düşürmek ya da teşhir etmek kesinlikle imkansızdı; zira MVD şefi olarak tüm yöneticilerin açıklarını, geçmişlerindeki kara dosyaları fazlasıyla biliyordu (oğlu Sergo, örneğin Malenkov ve Kruşçev’in 1937-38 tasfiyelerinde işledikleri cinayetlerin belgelerinin elinde olduğunu söylemektedir). Dolayısıyla ancak hayali bir tutuklama ve onun olmadığı bir ortamda yapılacak eleştirilerle “gözden düşürülebilirdi”. Kendisine verilecek en ufak bir hareket olanağı, başında bulunduğu olağanüstü güçlü mekanizmanın bir kısmını dahi olsa devreye sokma şansı verirdi ki, bu da onu tasfiye planın suya düşmesi demekti.

Bu olguların ışığında, yaralı ele geçen Beria’nın gerçekte ne zaman öldüğü, infaz edildiği söylenen şahsın gerçekte o olup olmadığı bugün hala oğlunun sorduğu sorulardır.

Bu iktidar kavgasında, bugünden baktığımızda, Beria’nın (kendi açısından) temel hatası “Parti” unsurunu iyi değerlendirememiş olmasıdır. Hatırlardadır: Troçki ve yandaşları 1923’de’de Stalin’e “Genel Sekreterlik” görevi verildiğinde “hammaliye işleri onun sırtına yıktık, uğraşsın dursun” dedikten sonra, Stalin bu görevin kendisine sunduğu geniş ve etkin ilişkilerle büyük bir güç kazanmış ve iktidar kavgasında ciddi bir avantaj elde etmiştir. Aynı şekilde Beria, Kruşçev’e Parti işleriyle uğraşmasını onayladıktan sonra partiyi “her halükârda ikinci plana itilecek bir unsur” olarak fazla önemsememiş, elindeki İçişleri Bakanlığı ve istihbarat aygıtının gücüne güvenmiştir. Ancak göremediği nokta şudur: Üst ve orta kademesindeki yozlaşma ve bürokratikleşme ne olursa olsun Parti, tabanda sahip olduğu milyonlarca üye ile hala Sovyet toplumunun ruhunu, devrimi, Büyük Savaş’taki muazzam toparlanmayı temsil etmektedir ve çok ciddi bir toplumsal güçtür. Kruşçev bu gücü yanına aldığında, İçişleri bakanlığı ve istihbarat aygıtının gücünü rahatça ezip geçebilmiştir. Beria’nın partiyi ve temsil ettiği Marksist ideolojiyi önemsemeyen ve küçümseyen yaklaşımı, onun bir anlamda mezarını kazmıştır. Kruşçev Beria’nın tasfiyesinde diğer liderlerin onay ve desteğini de (kulislerde neler döndüğünü bilme imkanımız olmamakla birlikte) muhtemelen bu argümanlarla, Partiyi ve onun rolünü yücelterek, Beria’nın gevşek marksist tavırlarını kullanarak (“Beria’ya komünist demek mümkün değildi”) ve onun yeni bir Yezov olabileceği korkusunu yaratarak (“Beria gelirse 1937’ye geri döneriz, hatta daha beteri olur”) elde etmiştir Ancak elbette bu, Kruşçev önderliğinde partinin gücünü restore etmesi, marksist ve devrimci yaklaşımın egemen olması anlamına gelmemiştir.

Sonraki bölüm:

20.KONGRE VE SONRASI:

ANTİ-STALİN KAMPANYANIN VE SAĞ TEZLERİN ARDINDAKİ SİYASİ MANTIK

TEILEN