1 MİLYAR İNSANIN ELİNDE YÜKSELEN KIZIL BAYRAK: ÇİN DEVRİMİ ÜZERİNE – 1

19

     Sinan Dervişoğlu

     Bundan 71 sene önce, 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu ilan edildi. Gerek 20. yüzyılın, gerekse tüm insanlık tarihinin en önemli devrimlerinden biri olan Çin devrimini incelemek, özümsemek ve tartışmak, tüm ilerici ve sosyalistlerin önünde önemli bir görev olarak durmaktadır.

     20.YÜZYIL BAŞINDA ÇİN’DE DEVRİMCİ HAREKET:

     YURTSEVERLİKTEN SOSYALİZME

     Bugün dünyanın 2. (kısa zamanda da 1.) ekonomisi olan Çin, tarihte de aslında güçlü bir ülkeydi ve ironik olarak 1700’lerde dünyanın en büyük ekonomisine sahipti. Çin donanması meşhur İngiliz donanmasından dahi daha güçlüydü ve ülke, Asya ticaretinin bir anlamda merkeziydi. 1800’lerde başlayan sömürgeleştirme hareketleri sonucu Çin, yeteneksiz ve işbirlikçi yöneticilerin elinde, yükselen Avrupa emperyalistlerinin kuklası haline geldi. İngilizler, Fransızlar, Hollandalılar, çürümüş aristokrasi üzerinden Çin’i dev bir hammadde pazarı ve kendi ürünlerinin satış alanı haline getirdiler ve son derece aşağılayıcı ekonomik ve siyasi anlaşmaları bu ülkeye empoze ettiler. 20.yüzyılın başına gelindiğinde, ilerici aydınların temel hedefi bu aşağılayıcı esaretten ve onun sonucu oluşan sefaletten kurtulmak, bunun için de işgalci emperyalist güçlerle ve onların işbirlikçisi çürümüş saray aristokrasisi ile savaşmaktı. 1911’de Çin’de ulusal bir demokratik devrim gerçekleşti ve cumhuriyet kuruldu. Hareketin daha sonra önderliğini ele geçiren Kuomintang (Milliyetçi Parti) lideri Sun Yat Sen, Sovyetler Birliği’nden destek aldı ve “3 Halk İlkesi”ni benimsedi. Bunlar ülke içinde komünistlerle işbirliği, işçi ve köylülerin hayat seviyesini yükseltme ve SSCB ile dostluk idi. Yeni kurulmuş olan Çin Komünist Partisi, Kuomintang içinde çalışmaya başladı. Gerçek bağımsızlığın ancak toplumsal bir devrimle mümkün olabileceğini kavrayan yurtsever kadrolar, hızla Komünist Partisi’ne kaymaya başladı ve Parti kısa zamanda gücünü artırdı.

        1927 YENİLGİSİ VE PARTİDE ROTA DEĞİŞİKLİĞİ

     Komünistlerin Kuomintang ile işbirliği, bu partinin yeni lideri Çang Kay Şek döneminde de devam etti. Çang Kay Şek, SSCB’de askeri eğitim görmüş, genç, hırslı ve radikal bir subaydı. Ancak komünistlerin ulusal hareket içinde artan etkileri, onu merkezde ve taşrada burjuva-feodal unsurlarla işbirliğine itti. 1927’de Şanghay’da komünistlerin düzenlediği ayaklanma, Çang Kay Şek’ten destek beklerken, tam tersine onu tarafından ezildi. Ayaklanan devrimciler Çang Kay Şek tarafından vahşice katledildi. Büyük bir darbe yiyen parti, geri çekilmek zorunda kaldı.

     Yakın zamana kadar Komünist Enternasyonal (Komintern) tarafından ÇKP’ye desteklenmesi önerilen Çang Kay Şek’in yüzünü burjuvaziye ve Batı’ya çevirmesi, Partide gerek Komintern politikalarının, gerekse onları aynen uygulayan parti önderliğinin prestijini sarstı. Bu noktada, partinin yeni önderlerinden Mao Tse Tung, partinin o zamana kadar izlediği politikayı sorgulamaya başladı ve %90’ı köylü olan Çin’de partinin bütün ağırlığını şehirlere (işçilere ve aydınlara) vermiş olmasını eleştirdi. Köylülüğün taşıdığı büyük devrimci potansiyele işaret eden Mao, etrafındaki kadrolarla Çin’in güneydoğusundaki Kiangsi bölgesinde konumlandı. Burada köylülüğü parti hedefleri doğrultusunda harekete geçiren Mao, merkezi iktidarın zayıflığından da yararlanarak bölgede “Çin Sovyet Cumhuriyeti”ni kurdu. Bu, ÇKP’nin mücadelesi açısından ciddi bir atılım oldu.

     ÇİN HALKININ ÖLÜMSÜZ DESTANI: UZUN YÜRÜYÜŞ

    Kiangsi Sovyetleri, bir “kurtarılmış bölge” deneyi ve yerel bir sosyalist iktidar modeli olarak ÇKP’ye büyük prestij kazandırırken, komünistleri ezmeye kararlı olan Çang Kay şek, 1934’de ordusunu bu bölgeye yolladı. Bölge merkezi devletin birlikleri tarafından kuşatılınca, komünistler bir çıkış hareketi örgütlediler ve kendilerini destekleyen ana kitle ile birlikte kuzeye doğru ilerlemeye başladılar. Efsanevi “Uzun Yürüyüş” böyle başladı.

   Başta “bir imha harekatından kurtulma teşebbüsü” olarak başlayan Uzun Yürüyüş, kısa zamanda tarihe geçecek bir anlam kazandı. Mao’nun ve ÇKP’nin önderliğinde 100.000 insan dağlardan, ovalardan, nehirlerden ve yaylalardan geçerek uçak bombardımanı, top ateşi, askeri baskınlar, yerel gericiliğin saldırıları altında uçsuz bucaksız Çin ülkesini baştan başa kat ettiler. Bu süreç boyunca uğruna savaştıkları davayı, sosyalizmi Çin emekçilerine her fırsatta ve her yerde anlattılar. Toplam 13.000 km ve bir yıl süren bu yürüyüş boyunca 70.000 kişi (başta yola çıkanların %70’ı) hayatını kaybetti. Ancak kuzeydoğuda savunmaya elverişli Şensi eyaletine vardıklarında, sosyalizmin tohumları tüm Çin topraklarına bir daha sökülmemecesine ekilmiş oldu.

     JAPON İŞGALİNE KARŞI SAVAŞ VE DEVRİM

    Güçlü bir ekonomiye ve sanayiye sahip olan Japon emperyalizmi, fakir ve geri kalmış Çin’i kısa zamanda hedef haline getirdi ve bu ülkeyi 1931’de işgale başladı. İlk işgal edilen kuzey bölgelerinde kendilerine bağlı kukla Mançukuo hükümetini kurdular. Komünistler Çang Kay Şek’e Japon işgaline karşı güç birliği önerdiler. Çang Kay Şek bunu kabul etti ve Japon işgaline karşı Çin halkının ulusal direnişi başladı.

     Her ulusal direniş gibi Çin kurtuluş mücadelesi de içerdeki sınıf mücadelesinden bağımsız gelişmedi. Çang Kay Şek güç birliği vaadine rağmen, komünistlere yardım etmemekle kalmadı; fırsat buldukça bağımsızlık için savaşan komünistleri arkadan vurdu. Yaptığı hesap, mümkün olduğu kadar kendini yıpratmadan savaşın yükünü komünistlerin sırtına yıkmak, bu savaş sürecinde onlardan mümkün olduğunca kurtulmaktı. Ancak hesabı ters tepti. Bu kurtuluş savaşında kararlılıkları ve cesaretleri ile halkın desteğini kazanan komünistler, güçlerini hızla artırdılar. Savaş 1945’de Japonların da dahil olduğu faşist bloğun yenilgisi ile sonuçlandığında, komünistlerin önderliğindeki Çin Halk Kurtuluş Ordusu, ülke çapında büyük bir askeri güç haline gelmişti.

     Aralarında SSCB’nin de bulunduğu Müttefik güçler, savaş sonrası Çin’de Çan Kay Şek önderliğinde ulusal bir koalisyon önerdiler. SBKP’nin de bu yöndeki tavsiyesine rağmen Çin komünistleri devrimci hedeflerinden vazgeçmediler ve Çang Kay Şek başta kaldıkça halkın on yıllardır süren mücadelesinin kazanımlarını boşa gideceğini gördüler. Hükümete görüntüde katıldılar; ancak her fırsatta ordularını ve mevzilerini güçlendirmek için adımlar attılar. Sonunda Çang Kay Şek, ÇKP’ye karşı saldırmaya başlayınca iç çatışmayı başlattılar. Çin Halk Kurtuluş Ordusu merkezi ordudan ele geçirdiği uçak ve tanklarla birlikte büyük bir düzenli ordu haline gelmişti ve durdurulması artık mümkün değildi. Komünistlerin, milliyetçi hükümetle aralarındaki sınır çizgisi olan Sarı Nehir’e doğru başlattığı taarruz, dünyadaki tüm ilericilerde coşku yaratmış, büyük Nazım hasta yatağından şu mısralarla bu taarruzu selamlamıştı:

“Kalbimin yarısı Çin’dedir doktor.

Sarı Nehir’e doğru akan orduyla birliktedir..”

Nehri aşarak başkent Pekin’e yürüyen komünistler, burayı da ele geçirerek 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan ettiler.

Önümüzdeki Sayı: Çin’de Sosyalizm Kuruluşu, Sovyet – Çin çatışması, Bugünkü Çin

TEILEN