ANTİ-MİLİTARİST EDEBİYATIN 2 BAŞYAPITI: “ATEŞ” ve “BATI CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK”

37

Kirli ve kanlı bir savaşı yaşadığımız şu günlerde, Kürt halkına karşı mezbahaya sürülür gibi sürülen genç kardeşlerimiz, ve kalbi onlar için çarpan anne-babalar için, savaşın çirkinliğini en çarpıcı şekilde aktaran iki başyapıtı tanıtmak istiyoruz. 1.Dünya Savaşını iki düşman cephede, Fransız ve Alman cephesinde yaşamış 2 asker-yazarın kitapları olan “Ateş” ve “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Birinci eser olan “Ateş”in yazarı Henri Barbusse, yaşamına bir edebiyatçı olarak başlamış, 1.Dünya Savaşı’nda cephede çarpışmış, yaşadığı deney dünyasını tamamen değiştirmiştir. Bu haksız savaşa karşı çıkan tek tutarlı lider olan Lenin’den etkilenerek komünizmi seçmiş, hayatını sosyalist mücadeleye adamıştır. Sovyetler Birliği’ne göç eden Barbusse, Lenin ve Stalin hakkında 2 biyografiyi de yayınladıktan sonra 1935’de Sovyetler Birliği’nde ölmüştür.

Eser, savaşın en kanlı cephesi olan Belçika’daki Fransız-Alman siperleri arasında geçer. Barbusse bu kanlı savaş içinde Fransız halk çocuklarının, hepsi işçi ya da köylü olan silah arkadaşlarının bu cehennem içindeki günlük hislerini, özlemlerini, acılarını anlatır. Bu savaş, hiçbiri için bir anlam ifade etmemektedir. Ateşkes anlarında yaşadıkları arkadaşlık, ortaya çıkan sıradan insani hisler, ateşkes bitince başlayan cehennemi daha da tüyler ürpertici kılmaktadır. Ara sıra tesadüfen Alman askerleriyle kurdukları diyaloglar, siperin her iki tarafındaki insanların birbirinden hiçbir farkı olmayan sade insanlar oldukları gerçeğini yüzümüze vurmaktadır. Yazar, Alman siperlerine yapılan geniş çaplı bir saldırıyı, Fransız edebiyatının geleneklerinden güç alarak, olağanüstü bir parlaklıkla; sanki bu dünyaya değil, öteki dünyaya ait olan bir cehennem sahnesi çarpıcılığında anlatır. Saldırı bittiğinde, az önce birbirinin canına susamış Fransız ve Alman askerler, ölüleri toplamak için birbirlerinin yanlarından geçerler ve birbirlerinin yüzlerine bakarlar. Hiçbir anlamı olmayan bu kan banyosuna taraf olmanın utancıyla..

İkinci eser olan “Batı Cephesinde Yeni bir Şey Yok” aynı savaşı Alman siperlerinden anlatır. Fransız yazarın edebi parlaklığını aksine, Alman yazar Remarque daha sade, yalın ve gerçekçidir. Ancak anlatılan dram aynıdır. Sıradan Alman emekçileridir yazarın silah arkadaşları. Yıkılmış bir evde buldukları bir konyağı ya da puroyu içmek onlar için bir cennettir. Ancak karavananın iyi çıkması onları gerer. Zira bu, ertesi gün için komutanlığın planladığı büyük bir saldırının habercisidir. Remarque, savaşa insan odağından bakar. Saldırı için çağırıldıklarında “birazdan hepimiz savaş meydanına gidecek ve gerçek birer hayvan-insan haline geleceğiz” demektedir. İnanılmaz detaylarla doludur roman. Gaz saldırısında ölüp balon gibi şişen ve hareket eden cesetler, ölmüş Fransız askerinin heybesinden aldığı ekmeği cebe atarken, ekmeğin köşesinin kana bulandığını gören ve “keser atarım, olur biter” diyen arkadaşı, düşman siperindeki Fransızları mermi bitince kazmayla saldırıp öldüren askerler.. . Ancak insanı insan yapan değerler ölmez. Bizzat ateş edip yaraladığı bir Fransız askeriyle konuşmaya ve onu tedavi etmeye çalışır yazar. Asker öldüğünde cebinden çıkan kimliği okur: “Gerard Duval, Matbaacı”. Kafasında hep şu düşünce çınlayacaktır: “Matbaacı Gerard Duval’i öldürdüm. Ben de matbaacı olmalıyım, ben de matbaacı olmalıyım…”

Ülkemizde süren savaş, Kürt halkı için bir direniş, oraya asker olarak yollanan genç kardeşlerimiz için ise bir katliam savaşıdır ve en az yukarda bahsedilen savaşlar gibi kanlı ve anlamsızdır. “Vatan, millet şehitler” demagojisine karşı tepki duyan her dürüst demokrat, anti-militarist edebiyatın bu başyapıtlarını okuyarak haksız bir savaşın insanoğlu için ne denli yıkıcı ve korkunç olduğunu hissetmeli, kavramalı, imha savaşına bu bilinçle karşı çıkmalıdır.

TEILEN